Bilişim: Eller aya, biz yaya
Geçtiğimiz hafta İstanbul’da gerçekleştirilen “Bilişim2000 Fuarı”na 1000’e yakın firmanın katılması ve 200 bine yakın kişinin de –fuar merkezinin de merkeze oldukça uzak olmasına rağmen- bu fuarı ziyaret etmesi, Türkiye’de “bilişim” ya da “bilgi iletişim teknolojileri” konusunun her geçen yıl daha da artan bir ilgiye mazhar olduğunu gösteriyor. Aynı fuara geçen yılki katılım ve gösterilen ilginin neredeyse iki katına yaklaşan oranda rağbet gören Bilişim Fuarı, Türk insanının bu konuya giderek daha fazla önem verdiğinin başlıca göstergelerinden birisi.
Bilişim Teknolojisi geride bıraktığımız yüzyılın, önümüzdeki yeni yüzyıla miras bıraktığı ve kesin olarak da bu yüzyılı şekillendirecek, etkileyecek ve yönlendirecek bir sektör olacak. Dünyanın en gelişmiş ülkesi olan ABD’de bu sektör ilk sırada alıyor. 1997’de bu ülkede Bilişim Teknolojisi sektörünün cirosu 800 milyar dolar olmuş. Aynı yıl Türkiye’nin en büyük 100 BT şirketinin toplam cirosu ise 1.5 milyar dolar civarında gerçekleşmiş.
Bilişim Teknolojileri ve AR-GE harcamaları konusundaki rakamlar, bu alanın ne denli önemli olduğunu ortaya koyuyor. Mesela ABD, İsveç, Fransa, Finlandiya, İngiltere gibi gelişmiş ülkelerde AR-GE harcamalarının GSMH’ya oranı yüzde 2’ler seviyesinde iken, bu oran Türkiye’de binde 8’dir.
Bilişim Teknolojisi’nin en yaygın ve etkili son ürünlerinden olan “internet” kullanımıyla ilgili rakamlar da şöyle: Şu an dünyada 150 milyona yakın insan internet kullanıyor. Bu rakamın, çok değil, 3 yıl sonra 500 milyona çıkacağı hesap ediliyor. Türkiye’de 1996 yılında 15 bin, 1998’de 120 bin, 1999’da 350 bin olan internet kullanan kişi sayısının 2000’de 1 milyona ulaşması bekleniyor.
Giderek yaygınlaşan, internet üzerinde sayfa yapımı ve yayınıyla ilgili rakamlar da şöyle: Dünya üzerinde yaklaşık 13.5 milyon internet sayfası bulunuyor. Türkiye’deki web sayfası sayısı ise 10 bin civarında. Web alanı ve sayfa tasarımıyla ilgili ücretlerin giderek düşmesi ve ayrıca “bedava web alanı” veren yerli-yabancı portalların artmasıyla birlikte ülkemizde web sayfası sayısının yakın gelecekte çok artacağı kesindir.
***
Bilgi-bilişim teknolojisi alanındaki başdöndürücü hıza yetişmek, özellikle gelişmekte olan ya da az gelişmiş ülkeler için çok zor, neredeyse imkansız gibi. Türkiye henüz, bu alandaki teknolojiyi üreten değil de ithal eden ülke konumundan çıkmış değil. Her ne kadar bilişim teknolojisiyle ilgili gelişmeleri çok yakından takip ediyorsa da Türkiye –diğer birçok alanda olduğu gibi- bunu, dışarıda üretilenleri ithal edip, gelişmeleri iki adım sonradan takip etme alışkanlığını terketmiş değil.
Bunun sebebi, yukarıdaki rakamlarda da görüleceği gibi, Türkiye’nin bu alandaki araştırma-geliştirme harcamalarına GSMH’dan ayırdığı paydır. Türkiye’nin bırakın AR-GE harcamalarını, “eğitim” gibi temel ve hayati alana ayırdığı pay dahi, gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında çok düşük düzeydedir.
Gelecek bilgi toplumlarınındır diyoruz, gelecek bilgi’dedir diyoruz; ama bilginin üretileceği, öğretileceği, geliştirileceği, yaygınlaştırılacağı, sistematize edileceği eğitim konusuna bile bütçeden ayırdığımız pay komik düzeyde olunca, gelecek konusundaki ümitlerimiz havada asılı kalıyor.
Halkımızın kullandığı klasik tekerleme de olduğu gibi, eğitim –bilgi teknolojileri- konusunda “eller aya biz yaya”.. Eğitimin özü, muhtevası, yöntemi gibi asli konuların değil de, okullara hangi kıyafetlerle girileceği, sekiz yıllık zorunlu eğitimin faydaları-zararları, yabancı dille eğitimin gerekli olup olmadığı, üniversiteye giriş sınavlarının kaldırılıp kaldırılması gibi sufli, tali ve fuzuli meselelerin gündemi işgal ettiği bir ülkede, önce eğitim, sonra bilişim teknolojileri konusunda gelişmiş ülkeler seviyesine ulaşmayı istemek, “umut”tan öte, bir ütopya olsa gerek...
“21.Yüzyılın gelişmiş, güçlü, önder ülkesi olmak” gibi, aslında bir ülkü, ideal, biraz duygusal, biraz da hayal olarak söyleyegeldiğimiz sloganlar, bu gidişle “slogan” olmaktan öteye de geçmeyecek. Çünkü, Türkiye’nin böyle bir konuma gelmesi için “slogan”lar ve “temenni”ler yetmiyor; onların gerektirdiği hazırlıkların ve atılımların olması şart..
Bilişim Teknolojileri alanındaki gelişmelere Türk insanın gösterdiği ilgi şüphesiz ki olumludur. Bilgisayar satışlarında ve internet kullanımında gözle görülen artış, vatandaşların –şimdilik genelde bilinçsiz de olsa- bu teknolojileri kullanmadaki hevesini, isteğini ve kararını ortaya koymaktadır. Ne var ki, böyle bir potansiyel varken bile, ülke olarak biz bu alandaki teknolojik yenilikleri ve gelişmeleri kendimiz üretemiyor, ithal ediyoruz.
Türkiye’nin bu kısır döngüden kurtulması, alıp-uygulayan değil, üretip-satan bir ülke konumuna gelmesi şarttır. En temel ihtiyaçlardan biri olan “insan gücü” konusunda bu ülkenin sıkıntısı yoktur; sıkıntı, bu insangücünü değerlendirecek altyapının olmayışıdır. Bu sıkıntıyı aşmanın da tek yolu, bilişim teknolojileri alanına çok daha fazla pay ayrılmasıdır.. İkinci sıkıntı da, Türkiye’nin ilerlemesini, gelişmesini, büyümesini istemeyen zihniyetin bir an önce kişisel çıkarlarına dayalı bu saplantıdan kurtulmasıdır..
ilksayfa