21.yüzyıl hayalleri İşte 21.yüzyıl.. işte 2000 yılı.. ve işte yeni bir yüzyılın ilk haftası.. Dört rakamlı miladi takvimdeki dört rakamın da değişmesi; son üç rakamın sıfır olması; 20. Yüzyıl tabirinin 21.yüzyıla dönüşmesi.. 31 Aralık gecesi, saatin 12’yi bir saniye geçmesiyle, dünyanın ve insanların “asır” değişikliğini görmesi..
Miladi bir yılın bitip diğerinin başlaması çok mu önemli gerçekten? Nedir, bu yılı, üç gün önce terkettiğimiz diğer yıldan önemli kılan? Duvardaki takvimin son yaprağını koparıp yerine 365 sayfa kalınlığındaki bir yenisini eklemekten öte, adım attığımız bu yeni yılı, bir önceki yıldan farklı yapan ne?
İnsanoğlu bazı şeyleri klişelendirmeye, sınıflandırmaya, kategorileştirmeye, sembolleştirmeye hep meraklı olagelmiştir. Dönümler, devirler ve belli zaman dilimlerine bölümlenmiş periyodlar icat etmiştir insanoğlu. Mesela herhangi bir olayın 4. veya 7.yıldönümü değil de 5.veya 10. yıldönümü daha anlamlıdır ve daha coşkulu kutlanır. Uzun vadeli bir olayın 25, 50, 75 veya 100. Yıldönümü aradakilerine oranla çok daha farklı etkinliklerle karşılanır. Eh böyle olunca, değil bir yılın bitmesi, o yılla birlikte bir yüzyılın da bitiyor olması, 2000 yılını bütün dünya insanları için daha farklı ve anlamlı kılıyor.
Sadece takvim değişikliği ya da rakamlardaki değişiklik olarak görülmüyor 2000 yılı.. İşin belki de en önemli boyutu, yani psikolojik etkileri söz konusu... İnsanlar için değil sadece, toplumlar, milletler, devletler için de 21.yüzyıl yeni umutları, beklentileri ve idealleri beraberinde getiriyor. Hedefler, planlar, stratejiler, hayaller de hep 21.yüzyıla göre şekillendi yıllar öncesinden.. Her şey, önümüzdeki yeni yüzyıla endekslendi.. Kimileri kendilerini yıllar öncesinden bu yüzyıla hazırladı; altyapısını hazırladı... Kimileri de, bu yüzyılda yapamadıklarını yeni bir yüzyılda gerçekleştirme ümidi ve hayalini taşıdı içinde..
Ben de bu yeni yüzyılın ilk haftasındaki bu ilk yazımda, Türkiye’ye yönelik 21.yüzyıl hayalleri kurmak istiyorum. Bunlar tabii ki “hayal” değil de, olması gereken şeyler; lakin ben yine de bunlara “hayal” diyeceğim; Yahya Kemal Beyatlı’nın dediği gibi:
“Hulyâsı kalmayınca hâyatın ne zevki var?
Bitsin, hayırlısiyle, bu beyhude sonbahar!”
***
21.Yüzyılda nasıl bir Türkiye? Bakın nasıl bir Türkiye..
Eğitim sorunu kalmamış bir Türkiye... Okullaşma oranı yüzde yüz olan; her seviyedeki okullarında tekli öğretim yapılan; bilgisayarlı sınıflardan iş atelyelerine, spor komplekslerinden kültür-sanat salonlarına her türlü donanımlı okulları olan; öğrencilerin ezberci değil sorgulayıcı, araştırıcı ve yaratıcı yeteneklerini geliştirdiği sistemde yetiştirildiği; ilkokuldan yüksekokula, her ferdin ilgi ve yeteneklerine göre yönlendirildiği; öğretmenlerin geçimini sağlamak için ek iş yapmayıp sadece ve sadece kendini ve çocukları yetiştirmeyi ilk hedef edindiği; eğitimde fırsat eşitliğinin sağlandığı; bölgeleri arasında uçurumların olmadığı bir Türkiye...
Sağlık sorunu kalmamış bir Türkiye... “İnsan”ın her şeyden önce geldiği inancının şiar edinildiği; insan hayatının her şeyden aziz tutulduğu; insanların masrafları ödeyemediği için hastanelerde rehin kalmadığı; ölme üzere olan hastaların başka hastanelere gönderilmediği; hastalara parasına ve mevkisine göre farklı muamelelerin yapılmadığı; bir doktora onlarca, yüzlerce hastanın düşmediği; doktorların muayenehaneler açıp para kazanmak için hastanelerden uzaklaşmadığı; ülkesinin her yerindeki hastaneleri bütün modern teçhizatla donatıldığı bir Türkiye...
Adalet sorunu kalmamış bir Türkiye... Hakimlerinin “vicdan ile cüzdan arasında kalıyoruz” demek zorunda kalmadıkları; alalelade davaların yıllara sarkmadığı, bir hakime-savcıya yüzlerce dosyanın yüklenmediği; “geç kalmış adalet adalet değildir” düsturunun ka’le alındığı; baklava çalan çocuklara inanılmaz hapis cezalarının verilip de trilyonları iç edenlerin birkaç yılda serbest kalmadığı; vatandaşların “mafya” çetelerinden medet ummadığı; yakalanan suçluların da “hapishane”leri lüks otel gibi kullanmadığı; adli yetkililerin, isyan çıkaran suçlularla tavizkar anlaşmalar yapmadığı; hapishanelerin birer “yeni suç üretim merkezi” halinden çıkartılıp gerçek birer ıslah evi haline getirildiği bir Türkiye...
Ekonomik sorunları kalmamış bir Türkiye... Enflasyon canavarına dizgin vurulduğu; alım gücünün arttığı; gelir dengesizliğinin yokedildiği; işsizlik belasının defedildiği; insanların geçim sıkıntısı sebebiyle gayrı meşru yollara başvurmak zorunda kalmadığı; insanların iş bulmak için yerini yurdunu terkedip metropollerde yokolmadığı; ekmek için çöpleri karıştırmadığı bir Türkiye...
Terör sorunu kalmamış bir Türkiye... Yedisinden yetmişine, bütün insanları birbiriyle barışık; ferdin devletle, devletin fertle ters düşmediği; her ne sebeple olursa olsun insanların hak aramak uğruna şiddete başvurmadığı, masum insanların anlamsız şiddet olaylarında can vermediği bir Türkiye...
Dış politikada güçlü bir Türkiye.. Bölgesinde, her yönden gelişmiş, güçlenmiş, kendine yeter hale gelmiş, kardeş Türk Cumhuriyetleriyle ilişkilerini güçlendirmiş bir Türkiye..
İşte benim 21.yüzyıla ilişkin hayallerim.. Bunlar daha da çoğaltılabilir, genişletilebilir.. Sanıyorum ki, bütün benim bu hayallerim, zaten bütün herkesin istediği, olmasını arzu ettiği, hayal ettiği şeyler.. Bu hayaller gerçekleşebilir mi? 21.Yüzyılda Türkiye, bütün bu sorunlarını halledip, çetin bir milletler-devletler mücadelesine sahne olacak olan bu yeni yüzyılda güçlü ve müreffeh bir ülke olabilir mi?
Ben hiçbir zaman karamsar olmadım. Hep geleceğe ümitle ve inançla baktım. İnanıyor ve ümit ediyorum ki bu hayaller gerçekleşecek.. Türk milleti, Türk insanı ve Türk devleti bunları gerçekleştirmeye muktedirdir..