1999'dan kalanlar 20.Yüzyılın son miladi yılı da bitmek üzere. Birkaç gün sonra 21.Yüzyıla gireceğiz. 1999 yılı, kendisiyle birlikte yüzyıllık bir çağı da bitirecek ve 2000 yılı, yeni beklentiler, umutlar, sürprizler ve olayların yaşanacağı yeni bir çağın öncülü olacak...
Adettendir, her geçen yılın muhasebesi, o yılın son haftalarında yapılır; gerek hatırlatma, gerek tarihe not düşme ve gerekse bunlardan yola çıkarak önümüzdeki yeni yılda neler olabileceği üzerinde yorumda bulunma amacıyla, geçen bir yılın panoraması gözler önüne serilir. Bu adeti terketmiyor ve her yılın son günlerinde yaptığım veçhile, 1999 yılında Türkiye’de meydana gelen ve önemli addettiğim olayları tekrar yorumlamak istiyorum.
Yirminci yüzyılın en büyük doğal felaketlerinden biri, 26 Ağustos’ta, Marmara’da meydana geldi. Türkiye’nin nüfus ve ekonomik açıdan en yoğun bölgesinde meydana gelen deprem felaketi onbinlerce can kaybına, onbinlerce insanın yaralanmasına, sakatlanmasına ve evsiz-yurtsuz kalmasına yol açtı. Ardından Bolu-Düzce-Kaynaşlı depremi de yine benzer acılara ve sıkıntıları beraberinde getirdi.
Yaptığı etki açısından yüzyılın en büyük felaketi kabul edilen 7.4 şiddetindeki Marmara depremi, iki önemli olguyu gözler önüne serdi. İlki, deprem kuşağında olmamıza rağmen, böylesi büyük felaketlere karşı hazırlıksız bir ülke olduğumuzdu. Belki de, depremin etkisi altına aldığı bölgenin genişliğinde olsa gerek, anında ve yeterli müdahale konusunda yetersizliğimiz ortaya çıktı. Bu gerçeğin idrak edilmesi, bundan sonraki felaketlerde benzer sıkıntıların yaşanmaması için neler yapılması gerektiği üzerinde resmi ve sivil kurumları tedbirler almaya sevketti. En azından, Bolu-Kaynaşlı depremi sonrasında, alınan tedbirlerin faydası gözlendi.
Marmara depreminin ortaya çıkardığı ikinci ve bence çok önemli olgu, Türk milletinin gösterdiği birlik, beraberlik ve dayanışma davranışıydı. Yedisinden yetmişine bütün insanlarıyla ve bütün resmi-sivil kurum ve kuruluşlarıyla Türk insanı, yaşanan o büyük felaketin hemen ertesinde, kendisinden beklenildiği gibi, yardım ve dayanışmanın en mükemmel örneklerini sergiledi. Yerin binlerce metre altında meydana gelen kırılma, belki de uyuşmaya yüz tutan “birlik, beraberlik, dayanışma, yardımseverlik” gibi kültürümüzün en has duygularının ortaya çıkmasını sağladı. 7.4’lük deprem, sadece yerkabuğunu değil, beyinlerimizi ve yüreklerimizi de sarstı...
1999’un bir başka önemli olayı, eşkiyabaşı, bebek katili Abdullah Öcalan’ın Kenya’da derdest edilip Türkiye’ye getirilmesi ve İmralı’da görülen dava sonucu idama mahkum edilmesiydi. Yargıtay’dan da aynı kararın çıkmasıyla birlikte, prosedür gereği yakında idam kararının infaz edilip edilmeyeceğine siyasi irade, yani Meclis karar verecek.
Apo canisinin idam cezasına çarptırılması sürpriz olmadı. 30 bin insanın kanı ellerine bulaşmış bir katilin idam cezasına çarptırılması beklenmedik bir şey değildi; nitekim cani hakettiği cezaya çarptırıldı. Ne var ki, bu cezanın infaz edilip edilmeyeceği konusunda zihinlerde uyanan soru işaretleri, bu konunun ülke gündeminde sürekli ilk sırada kalmasına yol açtı. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliğinin ilan edildiği günlere denk gelmesi itibariyle, bu konu daha önem kazandı. Öyle ki, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üyeliğinin başlıca şartının “Apo’nun idam edilmemesi” olduğu gibi spesifik yaklaşımlar, gergin tartışmaları da beraberinde getirdi.
Apo canisinin idamını, AB’ye üyelik konusuna endeksleyip “bir kişinin yüzünden ülke geleceğini tehlikeye atmayalım, bu yüzden Apo’yu asmayalım” diyenler bir tarafta, “şehitlerimizin ruhunun şad olması için bu caniyi asalım” diyenler diğer tarafta, bu tartışmanın iki ucunda yer aldılar. Bu tartışma 2000 yılı içinde de sürekli gündemde olacağa benziyor.
Bir diğer önemli olay, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne adaylığının kabul edilmesiydi. Helsinki zirvesinde alınan kararla Türkiye “bekleme odasına” kabul edildi. Öngörülen şartlar yerine getirildiği zaman Türkiye bu birliğe tam üye olarak kabul edilecek.
Bu karar, 2000 ve takip eden yıllarda Türkiye’nin hem içte hem de dışta izleyeceği politikaları derinden etkileyecek ve belirleyecek. Çünkü, AB’nin, tüm üyelik için ileri sürdüğü şartlar, birkaç yılda yerine getirilebilecek kadar “basit” ve “kolay” şartlar değil. Dolayısıyla, bu şartların yerine getirilme sürecinde, önümüzdeki yıllar oldukça sancılı geçecek. Apo’nun infazı konusunda olduğu gibi, AB konusunda da ülkemizde farklı görüşler ve yaklaşımlar var. AB’ye girilsin diyenlerle girilmesin diyenler arasındaki tartışma da aynı şekilde önümüzdeki yıllarda ülke gündemini belirleyecek...
1999 yılının bence en önemli olaylarından biri de 18 Nisan seçimlerinde Milliyetçi Hareket Partisi’nin elde ettiği büyük zaferdi. Ülke gerçeklerinden bihaber kesimlerin “barajı geçemez” dediği MHP, Türk milletinin tercih ve teveccühü sonucu, en çok oyu alan ikinci parti olarak Türk siyasetinde hakettiği yeri aldı.
Doğru Yol Partisi’nin, Fazilet Partisi’nin ve Anavatan Partisi’nin sandıkta eridiği, Demokratik Sol Parti’nin yatlama yaparak ilk sırayı aldığı 18 Nisan seçimlerinde Milliyetçi Hareket Partisi aldığı yüzde 18 oy oranıyla, kurulan koalisyon hükümetinde görev aldı.
MHP’nin, halihazırdaki koalisyon hükümetinde görev alması şüphesiz ki 2000’li yılların Türkiye’sinin daha ileriye gitmesi yönünde başlıca faktörlerden biri olacaktır. Tek başına iktidar olmamakla birlikte MHP, ülkesinin ve milletinin menfaatleri doğrultusunda, kendisinden beklenilen misyonu yerine getirmeye devam edecektir.