21.Yüzyılın profili Ünlü Newsweek dergisi özel bir sayı çıkarmış. Özel sayısının konusu: “2000’li yıllarda dünyayı nasıl bir gelecek bekliyor?” Hayli ilginç sonuçlar ve tespitler çıkmış bu araştırmada. Önce çıkan bu sonuçlara bakalım ve aynı soruyu kendimiz için de soralım: Türkiye’yi 2000’li yıllarda nasıl bir gelecek bekliyor?
Dergiye göre, geride bıraktığımız yüzyılın bize bıraktığı iki miras var, biri, iç savaşlar, diğeri de gelir adaletsizliği. Görünen o ki, 21.yüzyılda da dünyanın bir çok bölgesinde iç savaşlar devam edecek ve yine milyonlarca insan ölecek. İkinci miras olan Gelir adaletsizliği de, yine iç savaşlar gibi, önümüzdeki yüzyılda kola kolay çözüm bulunamayacak problemlerin başında geliyor. İki büyük dünya savaşı, soğuk savaş, ölümcül hastalıklar, büyük buluşlar ve yenilikler yaşanan 20. Yüzyıldan tortu olarak kalan bu iki sorun, anlaşılan o ki, yeni bin yılda da insanlığın başını ağrıtacak.
Buna rağmen, önümüzdeki yeni yüzyıl beraberinde umutları da getiriyor. Daha iyi bir gelecek, daha iyi bir hayat için teknolojinin ve internetin önemli fonksiyonları ifa edileceği dile getiriliyor. Teknolojinin her geçen yıl nasıl bir hızla hareket ettiğini biliyoruz; gelecekte de aynı hızla, insanların hizmetine yönelik yeniliklerle karşımıza çıkacak. İnternet ise, son yıllarda tanıştığımız bir teknoloji mucizesi. Üstelik, 4 yıl gibi kısa bir sürede 50 milyon kişiye ulaşan bir mucize.. Şüphesiz ki, bu mucizevi aracı kullananların sayısının daha da artmasıyla, gelecek yüzyılın çehresi de aynı oranda farklılaşacak.
İnternetin ülkemizde kullanım oranı halihazırda yüzde 1 dolaylarında. 350 bin resmi internet abonesine, bir o kadar da gayrıresmi kullanan sayısını eklediğinizde ve nüfusumuzun da 70 milyona yaklaştığı gözönüne alındığında, bu teknoloji mucizesinin daha bizim için çok yeni bir şey olduğu görülecektir. Oysa, derginin araştırmasına göre İzlanda’da internet kullanım oranı yüzde 45. Kanada ve ABD’de 97 milyon, Avrupa’da da 40 milyon kişi internet kullanıyor. Her yönden geri kalmış Afrika kıtasında ise toplam internet kullanan kişi sayısı 1.1 milyon.. Türkiye’de mevcut alımgücüne paralel olarak, kişisel bilgisayar kullanımı ve dolayısıyla internete bağlanım oranı düşük. Ceşitli kolaylaştırıcı imkanlarla bu oranın yükseltilmesi ve gerek işyerlerinde ve gerekse evlerde internete çok sayıda kişinin bağlanacak olması, gelecek yıllardaki perspektifimizi değiştirecektir.
Dergideki araştırmada “2000’li yıllara en hazır ülkeler” sıralamasının başında İrlanda yer alıyor. Bu ülkenin puanı 88.3. Bu ülkeyi Lüksemburg, İsveç, Japonya, Danimarka, Avusturya, İngiltere, Hollanda, Almanya, ABD, Kanada, Fransa, Belçika, İtalya, İspanya. Portekiz takip ediyor. Yunanistan ise bu ülkelerden sonra geliyor. Sağlık, eğitim ve hükümetin ekonomideki rolünden oluşan süreklilik endeksi, adalet, bireysel özgürlük, suç oranı gibi kriterlerden yola çıkılarak hazırlanan bu listede, görüleceği gibi Avrupa dışında sadece üç ülke var. Japonya, ABD ve Kanada dışındaki diğer ülkeler Avrupa’dan. Başka bir deyişle, 2000’li yıllara Avrupa daha hazır giriyor. Avrupa Birliği’ne üye olmak için bekleme sürecine giren Türkiye’nin, yukarıdaki kriterlerde nasıl bir ilerleme göstereceği ve yeni bin yılda nasıl bir gelecekle karşılaşacağı merak konusu... Dikkat çekici bir husus, bu listede yer almak için zenginliğin birincil şart olmadığı... Buna örnek de Belçika..
Dergideki araştırmada özellikle eğitimin de önemi belirtiliyor. Mesela Clinton da dergiye yazdığı yazıda, ABD için eğitimin hayati önem taşıdığına değiniyor. Eğitim konusuna Japonya ve Çin de önem veriyor. Bu iki ülkede eğitim süresi arttırılıyor. Çin’de 251, Japonya’da ise 243 gün okula gidiliyormuş. Türkiye’nin eğitim konusundaki hali ise ortada. Bırakın temel sorunları, okula gitme süresindeki garabet de durumumuzu ortaya koyuyor. Resmi tatilleri ya da ıvır zıvır tehirleri hesaplayın ve çocuklarımızın kaç gün okula gittiğini görün..
Derginin araştırmasında başka ilginç sonuçlar da var. İşte bunlardan birkaçı: Zengin ve yoksul ülkeler arasındaki fark 1820’de 3’e 1’ken, bu oran 1997’de 727’e 1 olmuş. Yani, zenginler daha zengin, fakirler de daha fakir hale gelmiş zaman içinde.. Bu oranın önümüzdeki yüzyılda daha da artacağı endişesi var. Zengin ülkelerin, dünyanın diğer gelişmemiş ülkeleri için girişimde bulunması ve bu oranın düşmesi, galiba yine ütopya olmaya devam edecek.. Düşünün ki, dünyanın en zengin üç kişisinin toplam mal varlığı, dünyanın en yoksul 26 ülkesinin gayrisafi milli hasılasından daha fazla..
Sağlık alanında da ilginç ve vahim bir tablo çıkmış araştırmada.. Dünyada hala 880 milyondan fazla kişi sağlık hizmetlerinden yararlanamıyor. Yoksul ülkelerde sağlığa 42 milyar dolar ayrılıyor. 160 milyon çocuk iyi beslenemiyor. Yüzyılın belası AIDS, 8.2 milyon çocuğu öksüz veya yetim bırakmış.. Dünyada 1.3 milyar kişi temiz su kullanamıyor.
Dergideki araştırmanın ortaya koyduğu sonuçlar kabataslak değerlendirildiğinde, gelecek yüzyılda Avrupa bölgesinin her yönden daha da gelişeceği gerçeği ortaya çıkıyor. Eğitimden sağlığa, ekonomiden kültüre, bütün alanlarda yüksek oranlara varan gelişmişliğiyle, yeni bin yılın dinamosunun Avrupa olacağı tahmin edilebilir.
Her ne kadar, eğitim, sağlık, kültür gibi alanlarda dünya genelinde karamsar bir manzara görünüyor olsa da, insanlığın daha iyiye ve güzele doğru gitmesi yolunda idealler ve uğraşlar var. Önümüzdeki yüzyıl içinde bir bela olarak devam edeceği söylenilen iç savaşların ve gelir adaletsizliğinin asgari seviyelere indirilmesi, mevcut karamsar tablonun ortadan kalkmasına yol açacaktır.
Türkiye’nin, bütün alanlarda 2000’li yıllara hazır ve nazır olması, hem ülke hem de millet geleceği açısından gerekli ve önemlidir. Bir çok kere vurguladığımız gibi, önümüzdeki yüzyılda da “milletler mücadelesi” devam edecek bu mücadele güçlü ve donanımlı olanlar ayakta kalacak. Güçlü ve donanımlı olmak ise sadece “zengin” olmak demek değildir.. Zihniyet ve idrak olarak, bütün alanlarda, çağın standartlarına uygun girişimlerde bulunmak zorundayız.