İdam mı?.. Yetmez! İmralı'daki duruşmada artık finale gelindi. Mahkeme, bebek katili için kararını verecek. Mahkemeden idam kararı çıkarsa, temyiz aşamasını takiben karar Meclis'e gelecek ve milletvekilleri bu idam için evet ya da hayır diyecekler...
Abdullah Öcalan'ın, Kenya'da derdest edilip uçağa bindirilişini takiben yaptığı konuşmalardan, mahkemedeki son sözlerine kadar, nasıl bir "kişilik"(sizlik) sergilediğini bir çok kez tekrarladık. Kanlı bir terör örgütünün "lideri" konumunda olup ama asla gerçek bir lider gibi davranamamış bir psikopatın İmralı'daki savunması da yine benzer kişiliksizlik örnekleriyle bezeliydi.
Bizim kültürümüzde "erkeklik" önemli bir yer tutar.. Bir erkekten "erkek gibi" davranması beklenilir.. Kim olduğu, ne yaptığı hiç önemli değildir; ama sadece "erkek gibi" davransın istenilir.. Döğüşeceksen erkek gibi, seveceksen erkek gibi, öleceksen erkek gibi.. Erkeklik bizde mertlikle, cesaretle, dürüstlükle, namuslulukla özdeşleştirilmiştir... Türk kültürü, efsaneleriyle, destanlarıyla, masallarıyla, hikayeleriyle, romanlarıyla, tarihteki somut örnekleriyle, hep bu davranış örüntüsü üzerine kurulmuştur.. Ne yapıyorsan yap ama.. adam gibi yap, erkek gibi yap...
Bir de kendi paçasını kurtarmak için her türlü şaklabanlığı yapan Apo eşkiyasına bakın.. Önce "dava"sını, sonra dağdaki eşkiyalarını, bunlarla birlikte de kişiliğini beş para etmez canı için satan Apo'ya bakın.. Savunmasını yaptığı duruşma da bu kez de kendisine destek veren ülkeleri satan Apo, kellesini kurmak için kendince "tehdit"ler savurmaya başladı.
"Beni asarsanız şöyle olur.. Beni asmazsanız şöyle olur" deyip tehditvari üslupla Türkiye'ye gözdağı vermeye çalışan eşkiyabaşı "demokratik cumhuriyete onurlu ve adil bir barış için hizmette bulunmayı en yüce erdem, fazilet olarak selamlıyorum, saygılarımı sunuyorum" diyor..
Erdemden, faziletten bahseden kişi bakın... Bugüne kadar onbinlerce ailenin ocağını yıkan, en yakınlarının ölüm fermanını imzalayan bir elikanlı katil erdemden, faziletten, saygıdan ve ahlaktan bahsediyor..
"Beni asarsanız" diyor bu erdem timsali katil, "AB'ye giremezsiniz.. Türk-Kürt çatışması çıkar.. Ekonomik kriz büyür.. Eğitim aksar. Demokratikleşme gecikir.. Terör artarak gecikir" diyor.. Asmazsanız bütün bu sorunlar çözülür diyor..
Valla bu "tehdidi" Türkiye dikkate almalı!.. Ve bu adamı asmamalı!.. Her ne kadar bu yüzsüz adam "beraat" istiyorsa da, tabiiki beraat verilmemeli ve bu adama "müebbet" hapis cezası verilmeli!.. Ama anlaşmalı olarak şöyle bir yöntem uygulanmalı... Diyelim ki onu asmadık ama yine de AB'ye giremedik; o zaman bir kolunu keselim; diyelim ki Türk-Kürt çatışması gene çıktı, diğer kolunu da keselim... Ekonomik kriz yine büyürse, bu kez bacağının tekini keselim.. Diyelim ki eğitim aksadı ve demokratikleşme gecikti.. Bu kez de diğer bacağını keselim.. Çok mu sadistçe bir yöntem bu? Hiç de değil.. Eşkiyabaşının her şeye rağmen "beraatimi istiyorum" talebi ne kadar normalse benim önerdiğim yöntem de o kadar normal..
Medya'daki "asılsın-asılmasın" tartışmasını hepimiz izliyoruz... Aslında idama karşı olduğunu daha önceleri belirtmiş yazarlardan bazıları bile "Ama söz konusu Apo olunca..." deyip bu bebek katilinin idamını normal karşılayacağını söylüyor..
Onbinlerce kurbanın yakınının yüreklerinin bir nebze soğuması için bu katilin idam edilmesi, "suç-ceza" dengesi düşünüldüğünde çok çok normal bir sonuç olacak şüphesiz..
Kimse peşinen yanlış anlamasın ama, bana kalırsa bu elikanlı katilin asılması, ona verilecek ceza itibariyle yeterli değildir. Onu asmak, zaten beş-on yılı kalmış ömrünü biraz kısaltmak demektir. Hatta biraz biraz da onun için bir kurtuluş olur.. Ve bence, onu hemen öldürmekle ona iyilik bile edilmiş olur...
Oysa, bu elikanlı katil, yaptıklarının karşılığını sonuna kadar, görmelidir.. O, işlediği suçların, döktüğü kanların, yıktığı ocakların cezasını bu dünyada, ama her dakika, her saat, her gün, her ay çekmelidir.. Beş para etmez ciğerine çektiği her solukta ıstırap hissetmelidir; öyle ki kendi ölümünü kendi isteyecek duruma gelsin.. Bu, ona maddi işkence yapılsın anlamına gelmemeli.. Ama, diyelim ki 5-10 yıl süreli bir hücre hapis cezası.. Kimseyle görüştürülmeden, tek başına, üç adımlık bir hücrede, kitapsız, gazetesiz, televizyonsuz, radyosuz kalsın.. Onbinlerce insanı gönderdiği mezarlığa, o bu dünyada canlı canlı girsin.. İşte o zaman, gençliğinin baharında mezara giren gençlerin ruhlarına o hücresinde hesap vermek durumunda kalsın..
Bu pisliği asıp bazı salakların gözünde "kahraman" yapmak yerine, üç adımlık hücreye tıkıp hayvan yerine koymak, sempatizanlarının gözünde düşmüş soytarı derekesine indirmek, bu adama verilecek en büyük cezadır. Evet, dediği doğru, kendisi asılmazsa PKK terörü bitecektir; ama zaten bitecektir; kendisinin dahli olacak diye değil.. O'nun o hücrede çekeceği eziyet ve ıstırap, kendisinin peşinden giden gafiller için hep ibret verici ve caydırıcı olacaktır.. Apo eşkiyası zaten yakalandığı gün çözülmüştü.. o hücresinde daha da çözülecek ve bizzat kendisi PKK örgütü için tehdit ve tehlike unsuru haline gelecektir...
Kısacası... bana göre bu pisliği idam etmek, onun hakettiği cezanın karşılığı değildir.. O, çok daha fazlasını haketmiş bir insanlık ve toplum düşmanıdır... O, öbür tarafta zaten cezasını bulacaktır; önemli olan bu dünyada, zerre zerre ve beş para etmez hayatının her saniyesinde ceza çekmesidir..