Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 
Niçin televizyonumuz yok?

Kitle iletişim araçlarının önemini biliyoruz. Bu önem her geçen gün daha da artıyor. Kitle iletişim araçlarının önemi, etkisinden kaynaklanıyor. Mahalli gazetelerden tutun da, uydular aracılığıyla yayın yapan televizyonlara kadar, hitap ettiği kitleyle doğrudan muhatap olan iletişim araçlarının etkisini kimse inkar edemez.
Dünyadaki örnekler bir kenara, ülkemizdeki görünüm bile, kitle iletişim araçlarının önemini ve etkisini ortaya koymaya yeter. Son aylar içindeki gazete ve televizyon alım satımlarındaki hareketliliğin temelinde de bu önem ve etki yatmaktadır. Gazetelerin ve televizyonların muazzam meblağlar karşılığında el değiştirmesi, sadece bir ticari faaliyet olarak değerlendirilemez. Gazeteleri ve televizyonları cazip kılan, onların ticari getirisi değildir; belki bu ikinci planda kalır. Asıl cazip kılıcı unsur, gazetenin de televizyonun da sahip olduğu etkidir. 
Şu an yayın yapan televizyon kanallarını gözünüzün önüne bir getirin. Bir çoğunun sahibinin aynı zamanda bir gazete sahibi olduğunu da görürsünüz. Aynı kişinin ya da “grubun” elinin altındaki bu gazeteler ve televizyonlar ayrı kulvarlarda oldukları için birbirlerini doğrudan desteklemektedirler. Bir televizyon kanalındaki reklam kuşaklarının yarısından çoğu kısmının, o gruba ait gazetenin reklamına ayrılması, bu dayanışmanın en bariz örneği değil midir? Veya, bir gazetedeki köşe yazarlarının, genel yayın yönetmenlerinin kardeş televizyonda yorumlarda bulunması, açık oturumlar yönetmesi de bu ilişkiyi ortaya koymuyor mu?
Söylemek istediğim kısaca şu: Eğer medya bir güç ise ya da bir güç elde etmek için bir araç ise yapılması gereken şey yelpazeyi geniş tutmak, medyanın birçok alanında etkin konuma gelmektir. Sadece gazeteyle ya da televizyonla yetinmeyip, her iki alanda da güçlenmek isteyenlerin başlıca amaçları budur. 
Meselenin, bizce önemli olan tarafı, bu kitle iletişim araçlarının milyonlarca insana doğrudan ulaşabilmesi ve onları şöyle ya da böyle etkileyebilmesidir. Yani, meselenin bir “ideolojik”  ve siyasi boyutu da vardır. Kimi medya organları, iktidardaki, kimi de muhalefetteki partileri dolaylı yoldan da olsa desteklemektedir. Bunda birtakım çıkar hesaplarının olup olmadığı ayrı bir konudur. Ama sonuçta medya organları, destekledikleri partilerin görüşleri doğrultusunda vatandaşları etkileyebilmektedir. En azından, o partinin yandaşlarına hitap etmektedirler. 
Bu saptamalardan sonra soruma geliyorum: Ülkücülerin, milliyetçilerin niçin bir televizyonu yok? Ülkücü kesime hitap eden birkaç günlük ve haftalık gazete ile birkaç dergi var. Ama maalesef televizyon alanında bize hitap eden, bizim görüşlerimizi yansıtan, bizim hoşlanacağımız programları yayınlayan bir televizyon kanalımız yok. Niçin yok?
Bu soruyu Ülkücü-milliyetçi camiaya yöneltsek acaba ne gibi cevaplar alırdık? Bu satırları okuyan Ülküdaşlar da bir çırpıda bu soruya zihinlerinde cevaplar versinler. Ülkücü camianın niçin bir televizyonu yok ve niçin olmasın?
***
Biraz özeleştiri yapalım. Bazı gerçekleri itiraf etmekten kaçınmayalım. 
Halihazırda çıkan gazetelerimize, dergilerimize bile yeterince sahip çıkamıyoruz. Onlara maddi ve manevi destek olamıyoruz. Okumuyoruz ve okuma alışkanlığımız olmadığı için de gazetelerimize, dergilerimize ve kitaplarımıza uzak duruyoruz.
Gazetelerimize, dergilerimize, kitaplarımıza, hatta yurdun bir çok yöresinde zor şartlara rağmen yayın yapmaya çalışan radyolarımıza bile gereken önemi vermiyoruz. 
Niçin? Çünkü bu konuda hala bilinç sahibi değiliz. Medyanın gücü ve etkisi konusunda bilinçli değiliz. Bilinçli olamadığımız için de gerekenleri yapmıyoruz, yapamıyoruz.
Oysa, bakın televizyon kanallarına ve gazetelere. Kimlere, niçin ve nasıl yayın yapıyorlar? Dini grupların bile ayrı ayrı tv kanalları var. Gazeteleri, dergileri, radyoları var. En son örnek Flash Tv. Siyasi ve dini tandansı ne olduğu belli bir şahıs önce bu televizyonu, sonra da Cumhuriyet gazetesini satın aldı. Flash Tv’nin yayın politikasını da Cumhuriyet’in meşhur köşe yazarları belirleyecek. 
“Bizim niçin yok?” sorusuna gelebilecek cevapların başında şüphesiz ki şu yer alacak: Bizim camiamızda, televizyon gibi, çok büyük maddi yatırım gerektiren bir alana parasını aktaracak kişiler veya gruplar yok!
Gerçekten yok mu? Ben olduğunu tahmin ediyorum. Milliyetçi-Ülkücü görüşe sahip ve maddi olarak da bir televizyona yatırım yapabilecek kadar varlıklı insanlarımızın olduğuna inanıyorum. Onların şu tereddüdüne de hak veriyorum: “Yatırım yapmak mesele değil, önemli olan sonrası!”
İşte bu “sonrası” kısmını açık yüreklilikle tartışmalıyız. Başarılı olup olmama konusundaki önyargıları yıkmak için neler yapılmalıdır, bunu tartışmalıyız. “Biz bu işi başaramayız, tecrübeyle sabittir” gibi kolaycı ve teslimiyetçi gerekçeler öne sürmeden önce, kendimize inanarak ve bu işin bilincine vararak, somut önerilerle bu konuyu  tartışmalıyız. 
Kendi adıma hayal mi kuruyorum bilmiyorum. Ama en azından böyle bir tartışmanın camiamızda yapılması gerektiğine inanıyorum. Bu sütun, sizlerin cevaplarına, önerilerine ve tartışmalarına açıktır. Bir yerden başlamamız gerektiğine inananlaradır çağrım.

Milyonlarca doları gözden çıkarıp bir gazete sahibi olmanın tek sebebinin, Başbakanın ya da Cumhurbaşkanın yurtdışı gezilerine “kaf adan” davet edilmek olmadığı kesindir. 

ilksayfa