"Önce ülkem, sonra partim, sonra ben!" Giriş: Milliyetçi Hareket Partisi, 18 Nisan seçimlerinde büyük bir zafer elde ederek yüzde 18 oranında oy aldı. Kazandığı milletvekili sayısı itibariyle Meclis’te ikinci parti konumunu kazan MHP, kurulan koalisyon hükümetinde yer aldı. Ülke menfaatleri doğrultusunda, fedekarlık ve uzlaşma temelinde kurulan bu koalisyon hükümeti, bütün kötümser öngörülere rağmen bugüne kadar süregeldi.
MHP Genel Başkanı, seçimlerden önce söylediğini, hükümete girdikten sonra da tekrarladı: “Önce ülkem, sonra partim, daha sonra kendim...” Sayın Bahçeli’nin bu sıralamasını bozup, “Önce partim, ya da önce kendim” diyen kimilerine göre MHP “başarısız”dır; bugüne kadar “istenilen” icraatları yapamamıştır”; herkesin gönlünü “hoş” edememiştir.. Sıralamadaki öncelikleri kendince belirleyip de yine kendince MHP’yi eleştirenlere, başarısız bulanlara, veryansın edenlere sözümüz, lafımız, diyeceğimiz yok.. Yerden göğe kadar haklılar!..
Gelişme: Hükümet kurulduğu günden bu yana MHP’nin karşı karşıya kaldığı ne zorlu konu, eşkiyabaşı Apo’nun asılmasıyla ilgili olanıydı. İç hukuk yolları tükenip, dosya Hükümet’in önüne geldiğinden itibaren, ülke gündemi “dosya Meclis’e gönderilecek mi gönderilmeyecek mi?” sorusuna kilitlendi. MHP’nin bu konudaki tavrı önceden belliydi ve netti. MHP, dosyanın hükümette kalmasını doğru bulmuyor ve Meclis’e gönderilmesini savunuyordu.
Ama bir yandan, uyacağınızı beyan ettiğiniz bir AİHM kararı, bir yandan da Avrupa Birliği üyeliği için başlayan süreç, diğer yandan da diğer iç sıkıntılar olunca, bu dosyanın Meclis’e gönderilip infazın gerçekleştirilmesi hususu, sadece MHP’nin değil, diğer hükümet ortağı partileri de bağlıyordu ve diğer iki partinin tavrı da önceden belli olmuştu. Nitekim, 12 Ocak zirvesinde, diğer iki partinin görüşü ağırlık kazandı ve dosya Meclis’e gönderilmedi. MHP yapabileceğinin azamisini yaptı ve karara “en ufak bir terör olayı yada batı müdahalesi söz konusu olduğunda infaz” şerhi koydurdu.
Tabii ki, menfaat önceliği konusunda kendince sıralama yapanlara göre MHP yine “teslimiyetçi” bir politika izledi. Ne yapmalıydı? Hemen hükümetten çekilmeli; hükümeti bozmalıydı!
Peki sonra? Sonrasının cevabı yok.. MHP hükümeti bozunca, hükümetten çekilince ne olacaktır? MHP, hükümetten çekilince ve yeni bir oluşum tesis edilince durum değişecek midir; dosya Meclis’e gönderilecek midir? En basitinden, ülkede yeni bir hükümet kurulacak mıdır; böyle bir potansiyel var mıdır?
Bir zamanlar Apo’nun köpekleriyle dağlarda öpüşüp koklaşan milletvekillerine sahip bir partiye göre böyle bir potansiyel var tabiki.. Ne diyorlar? Bozun hükümeti, şu şu partiyle hükümeti biz kuralım.. dertleri elebaşının akibeti değil; dertleri bir şekilde mevcut hükümeti bozmak ve kendileri yeni oluşum içinde yer almak.. Vaktinde oy için şirinlikler yaptıkları bir köpeğin asılmasını istemeleri olsa olsa alışılageldik ikiyüzlülüklerinden basit bir örnektir sadece.. Hükümetin “yumuşak karnı” olarak gördükleri MHP ve MHP’nin de “yumuşak karnı” olarak görünen idam konusundaki yüklenmeleri, sırf, ortaya çıkabilecek kaostan nimetlenebilir miyiz hesabına dayanıyor..
Sandıktan hasbelkader çıkan diğer “sağ” partinin de, ısrarla bu konu üzerine politika inşa etmesi benzer kaygılar taşıyor. Mevcut hükümet içinde bu partiler yer alsaydı ve mevcut problem onların önüne konsaydı nasıl bir tavır takınırlardı doğrusu çok merak ediyorum.. Sırf muhalefet adına, sırf kendi çıkarları adına ortalığı bulandırmaya ve çıkması büyük ihtimal olan bir bunalımdan medet ummaya çalışan bu iki partinin, iktidarı paylaştıkları dönem içinde nasıl taklalar attıklarını unutmadık..
MHP’nin istediği olmadı; yani dosya Meclis’e gönderilemedi.. İstediğim olmadı diye MHP hükümetten de çekilmedi; yani ülkede bir hükümet bunalımı da oluşmadı. Apo asılsın, dosya Meclis’e gönderilsin, böyle olmazsa MHP hükümetten çekilsin, ortaya çıkacak boşluğu biz dolduralım diye umuda düşen partilerin de umudu böylece suya düşmüş oldu.
MHP’yi eleştirenlerin, yargılayanların, hatta yargılamadan infaza yeltenenlerin bazı ülke gerçeklerini idrak etmeleri ve biraz da insaflı olmaları gerekiyor. MHP; üç partili bir koalisyon hükümetinin bir üyesidir; tek başına iktidar değildir ve elinde, dokunduğu zaman her şeyi yapabilecek bir sihirli değneği de yoktur. MHP’nin oy oranı yüzde 18’dir ve milletvekili sayısı da bellidir.
Bazılarının ileri sürdüğü gibi “tamam kardeşim, öyleyse iktidardan çekilsin, hükümeti bozsun” deniliyorsa eğer, bunu ileri sürenlerin bazı alternatifler getirmesi gerekir. Bu alternatifleri getirirken de “ülke-parti-kendisi” sıralamasını da göz önüne almalıdır. “MHP, kendisini Ecevit’e teslim etti” şeklinde çok ucuz polemik yapanlara da sormak gerekir: “Fazilet’le ya da Çiller’in başında olduğu bir partiyle mi işbirliği daha evladır, yoksa, en azından ne olduğunu bildiğin ve ona göre hareket ettiğin bir sol partiyle mi?” diye..
Sonuç: MHP, şu son “dosya” olayında özellikle, hiç olmadığı oranda bir çıkmazda kalmıştır. Bir yanda, onbinlerce insanın katlinden sorumlu bir eşkiyabaşı ve onun asılmasıyla yürekleri ferahlayacak mağdurlar ve yine onlara verilen vaatler; diğer yanda da uzun vadeli ülke çıkarları ve zorlayıcı iç-dış şartlar... MHP, yine gücü oranında mücadele vermiştir; bundan kimsenin şüphesi olmamalıdır. Aksi durum olsaydı; yani o bebek katili asılsaydı (ki bu ihtimal hala mevcuttur) ve diyelim ki ülke başka sıkıntılarla karşı karşıya kalsaydı bunun sorumlusu kim olacaktı? Tabii ki yine MHP.. İki kere iki dört.. Çünkü, hala MHP’nin elde ettiği başarıyı ve hükümette olmasını çekemeyen, içine sindiremeyen kişiler, çevreler var; ve bunlar fırsat bekliyorlar..
MHP’li olsun veya olmasın; herkesin öncelikle “menfaat” sıralaması yaparak düşüncelerini söylemesi gerekiyor..