Tarihi romanlar ve tarih eğitimi
- Geçen haftaki “Attila ve Tarih” başlıklı yazımın devamı ve tamamlayıcısı olarak bu yazımda da “tarih romanlarının tarihi öğrenmedeki etkisi” üzerinde durmak istiyorum. Bu konunun önemli olduğuna inanıyorum ve gerek kendimiz, gerek çocuklarımız ve gerekse de eğitimle ilgili yetkililerimiz açısından bu konuya ağırlık verildiği takdirde ciddi adımlar atılabileceğini iddia ediyorum..
- Çeşitli ülkelerdeki tarih eğitimiyle ilgili yöntemlere baktığımızda, bizde olduğu gibi, kuru, tekdüze, sıkıcı ve ezbere dayalı tarih derslerinin olmadığını görüyoruz. Mesela Almanya’yı örnek verelim. Burada tarih derslerinde, diyelim ki bir savaş anlatılacak, sınıf içinde bir savaş sahnesi hazırlanıyor. Model cephe kuruluyor, kaleler yapılıyor, savaşan taraflar ve silahlar konuşlandırılıyor. Öğretmen, sınıf içinde hazırlanan bu minyatür savaş sahnesinde dersi anlatıyor. Öğrenciler, o savaşı, o cephe içinde “görerek” ve hatta bizzat “ yaşayarak” öğreniyorlar. Aynı zamanda öğretmen sorular sorabiliyor, kendilerince yorumda bulunabiliyorlar. Böylece öğrenilen bu bilgi kalıcı oluyor; unutulmuyor ve en azından sıkıcı olmuyor..
- Aslında başka bir ülkeden örnek vermeye gerek bile yok. Sadece kendi eğitim sistemimizi gözden geçirmek bile yeterli. Hepimiz de aynı tedrisat, müfredat ve sınıflardan geçtiğimize ve maalesef kuşaklar boyunca da bu kısır döngü değişmediğine göre, belleğimizi hafif bir zorlamayla bile nasıl bir tarih dersi gördüğümüzü hatırlarız. Öğretmen sınıfa girer, kitabı açtırır, öğrencilere okumaları gereken yeri söyler, sonra kendisi aynı yeri anlatır ve olay biter. Değerlendirme sınavlarında öğrencilere düşen, kitap dolusu bilgileri ezberlemek, bunları kağıda dökmek, notu almak ve hemen ertesinde de bu bilgileri unutmaktır.. Bilgi yarışmalarında Atatürk’ün bile doğum ya da ölüm tarihini hatırlamayanların geçtiği “tezgah” işte budur..
- Ne yapılmalı? Anlaşılan o ki müfredatı ya da klasik öğretim yöntemini değiştirmek mümkün değil. Ama, hiç olmazsa burada devreye “tarihi roman”ları sokabiliriz. Zengin bir tarihimiz var. Aynı ölçüde tarihi roman birikimimiz de var. Hemen hemen her tarihi döneme ilişkin kaleme alınmış romanlarımız var. Mesele, bu romanların dönemlere göre belirlenmesi, öğrencilere okutturulması, sonra da bu roman üzerinde tartışma ortamı oluşturarak, bilgilerin hazmedilmesinin ve özümsenmesinin sağlanmasıdır.
- Diyelim ki bunu yetkililer yapmıyor, diyelim ki tarih dersi eğitimimiz aynı tas aynı hamam gidiyor; öyleyse bizler hem kendimiz hem de çocuklarımız için bu yöntemi deneyebiliriz..
- Şimdi gelin birkaç örnek verelim: Mesela Göktürkler’le ilgili olarak Nihal Atsız’ın “Bozkurtların Ölümü-Bozkurtlar Diriliyor”u okutabiliriz çocuklarımıza.. Tarih kitaplarında bir paragraf olarak geçen Kür-Şad İhtilali’ni bundan daha muhteşem anlatan bir başka roman var mıdır?
- Geçen hafta sözünü ettiğim “Attila” adlı roman, Attila ve Hunlar’ı bütün yönleriyle ortaya koyan bir edebi eser. Anadolu’yu vatan haline getiren Selçukluların Malazgirt Zaferiyle başlayan tarihini Mustafa Necati Sepetçioğlu’nun “Kapı-Anahtar-Kilit” üçlemeleriyle öğrenebilir; bunların devamı olan üçlemelerle Osmanlı Devleti’nin son günlerine kadar gelebiliriz. Osmanlı Devleti’nin kuruluşunu Tarık Buğra’nın “Osmancık”, Kemal Tahir’in “Devlet Ana” adlı romanlarıyla daha iyi anlayabiliriz.
- Yine Tarık Buğra’nın “Küçük Ağa”sı, Emine Işınsu’nun “Cumhuriyet Türküsü” adlı romanlarıyla bir devletin çöküşü ile diğerinin doğuşunu daha iyi algılayabiliriz. Mehmet Niyazi’nin “Çanakkale Mahşeri” adlı romanı bize o muhteşem Çanakkale destanını daha iyi özümsetebilir..
- Örnekleri daha da çoğaltmak mümkündür. Eminim ki bu eserlerin çoğu, belki de hepsi kendi kitaplığımızda yer alıyordur. Bizlere ve öğretmenlerimize düşen, yaşlarına uygun olarak, bu romanları çocuklarımıza okutturmak ve gerekirse romandaki olayları çocuklarımızla tartışmak ve yorumlamaktır.
- Hepimizin idrakinde olduğuna ama gerektiğini yapmadığına emin olduğum bir hususu hatırlatmama izin verin: Eğer Atsız’ın “Bozkurtlar”ını okuma şansını elde etmişseniz, Göktürkleri ve Kür-Şad İhtilali’ni unutabildiniz mi? Tarık Buğra’nın “Küçük Ağa”sını okuyup da Çolak Salih’i unutan kaç kişi var çevrenizde?
- Mesele unutmamaktır; söz konusu olan “tarih” ise, bunu bize ancak “tarihi roman”lar sağlayacaktır..
ilksayfa