ATTİLA ve tarih
- Fakültede “Mukayeseli Eğitim” adında bir ders görmüştük. Çeşitli ülkelerdeki eğitim sistemlerinin karşılaştırıldığı bu derste ilköğretimden yüksek öğretime kadar her kademede uygulanan yöntemleri ve alınan sonuçları görüyorduk. Amerika’dan Japonya’ya, Danimarka’dan İngiltere’ye, gelişmiş ülkelerde nasıl bir insan yetiştirme düzeni olduğu hakkında bilgileniyor ve bütün bu bilgiler ışığında da ülkemiz eğitim sistemini karşılaştırma imkanı buluyorduk..
- Mesela tarih dersini ele alalım. Diğer ülkelerde çocuklara tarih dersi nasıl öğretiliyordu, bizim ülkemizde nasıl öğretiliyordu? Gerek kendi ortaöğretim yıllarındaki sıkıntılarımız ve zorlanmalarımız; gerekse kendi çocuklarımızda ve çevremizde de benzer tablonun hala devam ediyor olması, nasıl yıllar önce fakültede merakımızı celbetmişse, aynı şekilde bugün de aynı soruyu sormamıza zemin hazırlıyor..
- Aynı soru, birkaç gün önce “Tanrı’nın Kılıcı Attila” adlı romanı okuyup bitirdiğimde tekrar zihnime takıldı. Önce bu roman hakkında birkaç söz etmeme izin verin. Yurt yayınları arasında, Ekim ayında iki cilt olarak çıkan “Tanrının Kırbacı Attila” adlı romanın yazarı Thomas R.P.Mielke adlı bir Alman. Büyük Hun Kağanı Attila hakkında Avrupa’da nasıl önyargılar ve yakıştırmalar olduğunu bildiğimden, böyle devasa bir romanın yazarının Alman olması kafamda bir soru ve şüphe işareti oluşturmadı değil..
- Ne var ki, bu şüphenin dozu, yazarın kitabın girişindeki açıklamalarını okuduğumda bir nebze azaldı; kitabı bitirdiğimde de tamamen yok oldu.. Mielke, kitabın girişinde samimi bir itirafla, Attila hakkında kendisinde de önyargılar olduğunu ama bu konuda araştırma yaptıkça, dönemin diğer kavimlerinin (Romalılar, Vizigotlar, Ostrogotlar vb.) de “barbarlıkta” Hunlar’dan daha aşağıda olmadığını gördüğünü belirtiyor. Yani, Attila ve Hunlar hakkındaki Avrupa’dan oluşan önyargı ve şartlanmaların objektif ve elle tutulur temelleri olmadığını vurguluyor.
- Derinlemesine olmasa bile tarihe ve özellikle de ilk Türk devletlerinin tarihine ilgi duyan biri olarak Hunlar hakkında da çeşitli tarih kitaplarından bilgiler edinmiştim. Bu bilgilerin daha sonradan ne kadarının aklımda kaldığı ya da bu bilgilerin ne kadarının yer ettiği tartışmalı tabii ki..
- Çünkü sonuçta, metodolojik olarak tarih tahsili, eğitimi almamış biri, herhangi bir tarihi dönem hakkında bilgi edinmeye çalışsa da, bu bilgilerin zihinde yer etmesi ya da uzun süre kalması çok zordur..
- Düşünün, Attila dönemi Hunlar’ı tarih kitaplarından ya da ansiklopedilerden okuyorsunuz ve birkaç sayfalık ya da birkaç yüz sayfalık kaynakta karşınıza onlarca karakter, onlarca kavim adı, onlarca tarihi dönem, onlarca olay birden çıkıyor.. Sizin bütün bunları özümsemeniz, hazmetmeniz, olaylar, tarihler ve kişiler arasında ilişkiler kurmanız ve bunlardan sonra da kendinizce bir yorumda bulunmanız neredeyse imkansız hale geliyor..
- “Attila” romanını okuyup bitirdiğimde (ki 1000 küsur sayfa), yukarıda saydığım handikaplar olmaksızın, Attila dönemi Hunlar, kağanlar, kavimler göçü, Roma imparatorluğu vb. hakkında doyurucu bir bilgi sahibi oldum. Bu roman aracılığıyla elde ettiğim bilginin, diğer kaynaklardan edinilen bilgilerden önemli bir farkı olacak; o da, zihnimde daha kolay yer edecek ve daha uzun süre kalacak..
- Çocuk yaştaki Attila’nın, abisi Bleda tarafından bir kırbaç darbesiyle atının üzerinden devrilmesiyle başlayan olaylar zinciri eşliğinde, romandaki kahramanlarla birlikte, bütün Avrupa’yı titreten Attila dönemini okuyor, hissediyor ve yaşıyorsunuz... Dolayısıyla, romanın dramatik kurgusu sayesinde bütün olayları özümseyerek öğrenebiliyorsunuz...
- Baştaki sorumuza tekrar dönelim: Ülkemizde tarih dersi nasıl okutuluyor? Çocuklarımız bu tarih eğitiminde ne ölçüde tarihlerini öğreniyorlar? Bunların ne kadarı kalıcı oluyor? Bu soruların cevabını, tarih eğitiminde tarihi romanların etkisi ışığında, gelecek yazımızda arayalım.
- Kurban Bayramınız kutlu olsun...
ilksayfa