Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 

Çanakkale Zaferi ve ATSIZ

Almanlardan aldığımız Yavuz ve Midilli gemilerinin Karadeniz’e açılarak Odesa limanını bombalamaları üzerine bize resmen savaş ilan eden İngiliz ve Fransızların, savaş gemilerini göndererek Çanakkale Boğazı’nı geçme planları, Türk askerinin inanılmaz savunması karşısında akamete uğramıştı.
Tarihimize 18 Mart Çanakkale Zaferi olarak geçen ve aynı zamanda Milli Mücadele’nin de bir nevi başlangıcı sayılan bu önemli savaşın şüphesiz ki maddi-manevi açılardan bir hayli özelliği bulunmaktadır.
Mehmet Akif’in o muhteşem “Çanakkale Şehitlerine” adlı şiirinde
“Yaralanmış temiz alnından uzanmış yatıyor; 
Bir hilal uğruna ya Rab, ne güneşler batıyor! 
 
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker! 
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.”
dediği gibi, bu zaferin kazanılmasında, canını hiçe sayarak ve bütün imkansızlıklara rağmen üstün fedakarlık örneği sergileyerek düşmana geçit vermeyen Türk askerinin birinci derecede önemi vardır. Bunun içindir ki, hem Çanakkale’de bu savaşta şehit olanlar anısına dikilen anıtların, hem de şiddetli çarpışmalara sahne olan alanların ziyaret edilmesi ve o günlerin tekrar tekrar anılması da aynı oranda önemlidir.
Çanakkale zaferinin hangi açılardan önemli olduğu ve bizler için neler ifade ettiği ve ifade etmesi gerektiği üzerine, Nihal ATSIZ’ın “Çanakkale’ye Yürüyüş” adlı yazısından aldığımız aşağıdaki bölümler sanırım hepimizin ilgisini çekecektir.
“Türk tarihini dolduran büyük zaferler arasında, Dumlupınar da dahil olduğu halde, hiç birisi Çanakkale zaferi kadar kat’i neticeli olmamıştır. Çanakkale müdafaası Sakarya müdafasının ve Dumlupınar taarruzunun anasıdır. Çanakkale müdafaası olmasaydı cihan savaşı iki yılda bitecek ve Türkiye ortadan kalkacaktı. Türkiye ortadan kalktıktan sonra da artık bir Sakarya , bir Dumlupınar olmayacaktı.
Çanakkale müdafaası manevi-ahlaki bakımdan da büyük bir eserdir. Bu müdafaa madde bolluğunun, vesait zenginliğinin savaşta “her şey” demek olmadığını ispat etmiş ve yine Türk milletinin bütün cihanda baş döğüşçü ve birinci asker olduğunu bir yol daha ortaya koymuştur.
Ey Türk gençliği! Çanakkale senin vatanındır.!.. Orada korkunç ve nispetsiz bir boğuşma oldu. Bu korkunç boğuşmayı harikulade kahramanlıklarıyla senin KANından olan Türkler kazandı(...) Oraya yılda bir defa gidecek kadar kendinde kuvvet de bulamıyor musun?
Türk genci! Yurdunda mekteplerin açılmasını, yolların yapılmasını, fabrika bacalarının tütmesini devletten bekleyebilirsin! Fakat büyük ölülerine hürmet merasimi yapmak icap etti mi devlet senin gerinde kalmalıdır. Her yıl muntazam bir kütle halinde İstanbul’da kalkıp yaya olarak Çanakkale’ye gitsen, kanlı boğuşma sahalarını gezsen ve orada mertlik dersi alsan nasıl olur?
Turancılık ülküsü... Bizi kurtaracak ve yükseltecek biricik yol... İradesi zayıf olanların, damarlarındaki kan öz Türk olmayanların korktuğu uzun yol.. Hangi ülkü emeksiz, kansız, barutsuz ve demirsiz elde edilmiştir. Anadolu sevgili yurttur. Fakat Anadoluculuk ülkü olamaz. Ülkü asırlara bakan, hayal alemine benzeyen, korkunç yollardan sonra varılabilecek bir KIZIL ELMA’dır. Bütün insanları birleştirmek gibi saçma bir rüyanın ardında koşanlar, yahut para öğendiresiyle dürtüşlenip koşturulanlar, tarihte birkaç defa birleşmiş olan Türklerin yeniden birleşmesi düşüncesine güle dursunlar. Bu gülüşün ardında kendi melezliğinin yahut gayrı Türklüğünün korkusunu duymak vardır. Dünyada Türk olan bir insan için bütün Türkleri bir görmekten tabii ne olabilir? Bütün Türkleri bir görmek istemeyen TÜRK olamayanlardır.
Türk gençliği! Seni çağırıyoruz: her yıl askeri yürüyüşle oraya git. Mertlik dersi al ve öç duygusu besle.. Her şeyden önce asker olduğunu unutma!  (...) Seni toprağın, seni mazin çağırıyor...”

ilksayfa