Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 

"Özür" mü? Olur!

   Etrafı kendisine dost olmayan “komşu”larla çevrili bir ülke düşünün. Bu ülkenin aynı zamanda jeopolitik ve jeostratejik açılardan dünyanın kilit noktalarından biri olduğunu düşünün. Yine bu ülkenin, sahip olduğu maddi-manevi potansiyel doğrultusunda geleceğin güçlerinden biri olma hedefi olduğunu düşünün.
Bu ülkenin insanı olmayan, bizimle hiçbir tarihi-kültürel ilişkisi olmayan tarafsız-objektif bir başka ülke vatandaşına yukarıdaki tabloyu gösterin ve onun fikrini alın. Mesela ona sorun, “bu şartları haiz bir ülkenin mutlaka yapması gereken ilk ve en önemli şey nedir?”
Amatörce ya da profesyonelce bu konularla ilgili herhangi bir insanın bu soruya vereceği cevap şu olacaktır: “Çevresinde kendisine bu kadar düşman bir ülke bulunan; konumu gereği eksen ülke olma özelliği taşıyan; gelecekte güçlü olmak isteyen bir ülke, her şeyden önce yarını ve geleceği önceden gören ya da tahmin eden projektörlere sahip olmalıdır...”
Sizce Türkiye’nin, geleceği gösteren projektörleri var mıdır? Geleceği önceden gören, gelecekteki muhtemel gelişmeleri tahmin ederek buna göre tedbirler alan, stratejiler geliştiren, politikalar üreten bir ülke miyiz biz?
Yoksa, hep etkiye tepki veren, anlık ve günlük savunma mekanizmaları geliştiren ve böyle olduğu için de sürekli geç kalan bir ülke miyiz?
Meteorolojinin “önümüzdeki 2-3 gün içinde şiddetli fırtına bekleniyor” şeklindeki uyarısına rağmen denize açılan ve sonra da fırtınanın içinde kalınca kurtulmaya çalışan gemicilere benziyoruz. Yani, önceden bir tehlike uyarısı almamıza rağmen ve bu tehlikeden zararlı çıkacağımızı bilmemize rağmen yine de tedbirimizi almıyoruz.
Başka bir benzetmeyle, Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan bellidir sözünü sık sık kullanmamıza; bu sözün ne manalar içerdiğini çok iyi bilmemize rağmen yine de hep Çarşamba’ları gözardı ediyoruz.
Bunun böyle olduğuna dair öyle çok örnekler verebiliriz ki, bunlar bir ya da birkaç yazı içine sığmaz. Zaman zaman geleceğe yönelik vizyonsuzluğumuz üzerinde duruyoruz. Geleceğe yönelik hedeflerimiz olmadığını, bu hedeflere ulaşmak için gerekli adım ve atılımların olmadığını sık sık vurguluyoruz. Bütün bunları geçelim, şu sıralar gündemimizin ilk sırasındaki Ermeni meselesi üzerinde duralım..
Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan belli oluyordu ya, işte sözde soykırım yasası önce Amerika’da kabul ettirilmeye çalışıldı. Dönemin Beyaz Saray yönetiminin de müdahalesiyle Ermenilerin hevesleri kursaklarında kaldı; ve bu Çarşamba idi.. Arkasından Perşembe de gelecekti. Geldi nitekim. İşte Fransa’da, hem de içinde doğrudan cümlelerin bulunduğu yasa Fransız parlamentosunda kabul edildi.
Amerika ile Fransa’daki iki deneme arasında geçen süre çok da az bir süre değildi. Bu süre içinde Türkiye olarak bu konuda ne yaptık? Diyelim ki bu süre içinde çok şey yapılamazdı ama hiçbir şey de mi yapılamazdı? Ermeni lobisinin bu tezgahı Amerika’dan sonra Avrupa’da da açacakları kimsenin aklına gelmedi mi? Eğer gelmediyse bu vahim; eğer geldiyse ve yine de hiçbir şey yapılmadıysa bu daha da vahim bir çuvallama değil midir?
Etkiye tepki vermekte üstümüze yok ya, anlık ve günlük politikalar izlemekte üzerimize yok ya, biz de onu yaptık işte.. Ermenilerin isteğini Fransızlar kabul etti diye biz de Fransız mallarına boykot ilan ettik! Ne büyük başarı, ne büyük politika!
Ermenistan Cumhurbaşkanı çıkıyor “Türkiye bizden özür dilesin, toprak ve para talebimiz yoktur” deme yüzsüzlüğünde bulunuyor; bizim anlı-şanlı habercilerimiz de bu mesaja elçilik ediyor ve bizim yetkililerden biri çıkıp da “sen kimsin de bizden özür dilememizi istiyorsun” demiyor..
Ne hallere düştük.. Bir Ermeni, vakti zamanında kendi yaptıkları katliamlarını, dönekliklerini, iğrençliklerini unutup Türkiye’den özür istiyor! Para ve toprak istemediklerini söylüyor.. Yani biraz daha kendilerine güvenleri olsa bunu da yapacaklar!
Uyuyoruz devlet ve millet olarak.. Arşivleri tarihçilere açmıyoruz. Kendimizi başkalarına anlatamıyoruz. Haklı olduğumuz davalarda bile hakkımızı savunamıyoruz. Dün Amerika, bugün Fransa ve mutlaka yarın da bir başka Avrupa ülkesi.. Aynı tezgah yine kurulacak ve yine biz “boykot”larla tepkimizi dile getirmekten öteye geçemeyeceğiz..
Yetkililerimiz.. uyanın artık.. kendinize gelin.. Türkiye’yi şamar oğlanı olmaktan kurtarın.. Birçok yönden Türkiye’ye bağımlı bir ülkenin Ermeni Cumhurbaşkanı bile kalkıp bizden özür dilememizi isteyecek kadar ileri gidiyor ve biz hala bu Ermenilere koltuk çıkan ülkelere tepki göstermekten başka bir şey yapamıyoruz.. Artık bundan öte kararlı ve şahsiyetli adımlar atmanın zamanı geldi de geçmiyor mu?

ilksayfa