Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 

Medya'nın çuvaldızı

Fenerbahçe ile Galatasaray arasındaki “derby” maç öncesinde ve esnasında, holigan denilen güruhun sebep olduğu olaylar maç akşamı televizyon ekranlarında tartışılırken, Merkez Hakem Komitesi Başkanı, Atv’de Ali Kırca’nın sorularını cevaplamış  ve “acaba medyanın bu tür şiddet olaylarının oluşumunda hiç suçu yok mu?” şeklinde bir soru yöneltmişti. Kırca, daha önce de bir vesile ile dile getirdiği gibi, yine “evet medya olarak çuvaldızı kendimize de batırmalıyız” demişti.
Medya’nın önde gelen organlarının üst düzey yetkililerinin bu “çuvaldız” lafını sık sık dile getirmeleri tabii ki hoş ama nedense bu çuvaldız batırma eylemi sadece teoride kalıyor; çuvaldız bir türlü batırılmıyor..
Türkiye’de medyanın artık klasikleşmiş bir politikası var. Bu politika “bir malzeme bul, onu palazlandır, sonra da bir güzel otur ye” politikasıdır. Malzemenin bulunup sofraya getirilmesi sonra da afiyetle yenmesi sürece içinde ne toplumun ne de potansiyel kurbanların önemi yoktur. Toplum şöyle böyle etkilenirmiş önemli değildir medya için. Önemli olan raitingdir; çok izlenme “başarısını” elde etmek ve sonra da bu “başarı” ile şişinmektir. Raitingin yüksek olması çok reklam ve çok para demektir. “Bizim başka gelirimiz yok, tabiiki çok reklam almak için her şeyi yapabiliriz” gibi pişkin bir gerekçesi vardır bizim medyamızın..
Kumkapı cinayetinin iki kadınının ne hale geldiklerini biliyoruz. Cinayete kurban giden adamın eşinin önce başını açmasıyla başlayan ve Iğdır’da bir pavyona düşmesiyle son bulan trajedisinin müsebbibi kimdir? Aynı şekilde, cinayeti işleyen kadının da hapisten çıkmasını takiben oradan oraya sürüklenmesinin müsebbibi kimdir?
Çankaya’da köşkün önünde soyunan bir kadını günlerce gündemde tutan, o ekran senin bu ekran benim dolaştırıp da “ünlü” yapan kimdir? Barış Manço’nun öldüğünde yanında olduğunu söyleyen kadını günlerce aylarca ekranlara çıkarıp ve hatta “şöyle şöyle konuş” diye yönlendirip saçmalattıran kimdir? Aptallığı vücudunun bütün silikonlarından taşan bir sinema eskisini “sanatçı” diye şişirip milletin sinirlerini hoplatan kimdir?
Devletin en önemli kurumlarından birinin başındaki kişinin “televole”lerin kendisini bile  komünist yapabileceğini ima etmesi, o makamdaki kişinin böyle konuşmasını “garip”leştiriyor evet ama bu aynı zamanda “televole kültürü”nün toplumumuz açısından nasıl bir etkiye sahip olduğu gerçeğini de ortaya koyuyor. Salgın gibi, önce bir kanalda başlayıp sonra birçok kanala birden sıçrayan bu programlarda, hangi sanatçının nerede ne yaptığı, hangi ünlünün ne gibi zırvalıklar sergilediği, hem de akşamın en çok tv izlenen saatlerinde insanlara dayatılıyorsa, bunda bir gariplik yok mudur?
Bu yıl bir gazetenin okuyucuları tarafından dördüncü kez en iyi haber sunucusu seçilen şahsın ödül alırken “artık anlaşılmıştır ki halk bizim habercilik anlayışımızı istemektedir” demesi, o şahıs için belki doğrudur ve gerçektir de, bu habercilik anlayışını benimseyip de o anlayışa “ödül” veren vatandaşlara ne demeli? Alelade bir haberi bile 10-15 dakika uzatan, aynı sözleri ve görüntüleri sürekli tekrarlayarak insanları “aptal” yerine koyan bu habercilik anlayışını takdir eden ve ödüllendiren insanlar gerçekten de bu sıfatı hak etmiyor mu?
Haber programlarını “tek kişilik haber talk show”a dönüştüren ve sonra da “halkımız bunu istiyor” gerekçesine sığınan bir zihniyet, kendisini mesih ilan eden bir zeka özürlü kaçığı da programına telefonla konuk alıp o adamın ekmeğine yağ sürüyorsa, bu, habercilik değil, raiting uğruna yapılan bir maskaralık değil midir?
Sözün özü şudur: Geniş çaplı, ciddi bir araştırma yapılsa görülecektir ki, geçmişte ya da bugün şikayet ettiğimiz, garipsediğimiz ve tiksinti duyduğumuz bir çok olayın palazlanıp gelişmesinde medya organlarının inkar edilemez bir etkisi vardır. Kocası cinayete kurban giden bir kadının önce başını açtıran sonra da pavyonlara düşürten bir etkidir bu..
 
Sahi, bu “çuvaldız” ne zaman devreye girecek?

ilksayfa