Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 

"AF"federsiniz, ama...

Yakında af çıkacak. Hükümet ortakları kimlerin affedileceği konusunda bir uzlaşmaya varırlarsa ve ardından da tasarı Meclis’te kabul edilirse onbinlerce mahkum affedilecek.

Çok hassas   ve önemli bir konu olmasına rağmen bundan uzun bir süre önce ortaya atılan; sonra da cezaevleri olaylarıyla sürekli gündemde tutulan ve böylece yılan hikayesine döndürülen af nihayet şöyle ya da böyle bir sonuca kavuşturulmuş olacak..

Yaydan bir kere çıkan okun geri döndürülmesi ne denli imkansızsa, aynı şekilde af kelimesinin telaffuz edilmesi ve sonra da geri adım atılması o denli zordur. Dolayısıyla, Rahşan Ecevit’in bir cezaevinde bir mahkumun kucağında bir çocuk görüp de “af gerekli” demesiyle başlayan sürecin başka bir alternatifle sona ermesini beklemek de o ölçüde zordur..

Evet af çıkacak; burası kesin.. Kesin olmayan kimlerin bu aftan yararlanacağı.. Kimler “özgürlüğüne” kavuşacak, kimler 2001 yılını ve takip eden yılları demir parmaklıklar arasında geçirecek? Affa karar veren mercilerin henüz üzerinde anlaşamadıkları husus bu..

Ben “af çıkmalı” ya da “çıkmamalı” tartışmasına girmeyeceğim. Af’tan kimlerin faydalanması gerektiği üzerinde de durmayacağım. Benim vurgulamak istediğim nokta şu: Af’tan sonra ne olacak?

Biraz  daha açayım: Af çıktı, birtakım hükümlüler dışarı çıktı, cezaevleri büyük ölçüde boşaldı.. Peki sonra ne olacak? Yani, sizin “ceza” anlayışınız, sizin “infaz” anlayışınız aynı kaldığı sürece af ilan edip cezaevlerini boşaltmanın bir önemi kalıyor mu?

Af çıkacak, bundan şüphemiz yok; çıksın.. Lakin, kısa bir süre sonra cezaevleri tekrar dolacaksa ve aynı filmleri tekrar göreceksek, cezaevlerini boşaltmanın devlete ne faydası olacak?

Demek istediğim şu ki, madem af çıkıyor, cezaevleri boşalıyor, bunu fırsat bilip ceza infaz yasasında ve uygulamalarındaki aksaklıklar bir an evvel düzeltilsin ki, ileride tekrar aynı sahneleri görmeyelim.. Kısa bir süre sonra yine bir adalet yetkilisi çıkıp “devlet cezaevlerine maalesef hakim değil” şeklinde itirafta bulunacaksa, cezaevlerini boşaltmanın ne anlamı kalıyor?

Bir başka önemli husus da ceza yasamızla ilgili.. Değişmesi gerekiyor.. İşte en basit örneği: Biz hala 1930’lu yıllarda İtalya’da uygulanmış olan gasp cezasını uyguluyoruz. Mussolini döneminde İtalya’da gasp olayları öylesine artmış ki, yetkililer bunu önlemek için gasp cezasını olağanüstü şekilde ağırlaştırmışlar. Biz de ceza yasamızı aynen İtalya’dan aldığımız için bu gasp cezasını hala uyguluyoruz. Dolayısıyla, yolda bir adamın cebinden parasını aldığınız zaman 36 yıla varan cezalar veriliyor; ama yolda o adamın parasını değil de canını almış olsanız 10 yılla kurtulabiliyorsunuz..

Baklava çalan çocuklara verilen ceza ile devleti hortumlayıp milyonlarca doları iç eden insanlara verilen ceza arasındaki inanılmaz tenakuz sürdüğü sürece, af çıkmış çıkmamış ne önemi var?

Hatırlayın, bir süre önce adaletin en üst yetkililerinden biri çıkıp “hakimleri vicdanı ile cüzdanı arasında seçim yapmak zorunda bırakmayın” diyordu. Hatırlayın, televizyon programlarına çıkan infaz koruma memurları “aldığımız 150-200 milyon, yetmiyor” diye dert yanıyorlardı.. Artık öyle bir radikal kararlar alın ve uygulayın ki, bu ülkede parası olan için adalet göreceli duruma gelmesin.. Parası olan için adalet başta türlü, olmayan için başka türlü işlemesin..

Evet, af çıkacak, çıkmalı.. Ama, en azından bunu fırsat bilerek ceza ve infaz yasalarındaki aksaklıkları ve gariplikleri ortadan kaldıralım.. Devlet, bir kez olsun bu konuda devlet gibi davransın..

ilksayfa