Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 

"Değişim", Baykal'ı bile değiştirdi

Türk siyasi hayatının analizine yönelik bir çalışma yapılacak olsa, eminim ki bu çalışmanın “sonuç” bölümünde yer alan tespitlerden biri ve belki de birincisi, “değişen kazanır” olacaktır. Bu tespit, şüphesiz ki araştırmayı yapanın tahmin, temenni ya da diğer subjektif değerlendirmelerin değil, ülkedeki siyasetin tarihi seyrinin ortaya koyduğu objektif olguların sonucu olacaktır.
Değişmeyen tek şeyin değişmenin kendisi olduğu gerçeği, bütün tabiat, toplum ve insanla ilgili alanlarda olduğu gibi, siyaset için de geçerli. Değişimin kaçınılmaz, önlenemez, yönlendirilemez olduğu durumlarda, değişime ayak uyduramamak, direnmek, kayıtsız kalmaz ve önemsememek insanları, toplumları olduğu gibi, insan ve toplumla ilgili bütün kuruluşları da yerinde saydırır; hatta geride bırakır. Bu, siyasi partiler için de, siyasetçiler için de, hatta, en katı ideolojiler için de geçerli...
Değişimden, değişmekten çekinenler ya da korkanlar ya mevcudu muhafaza ederek “gittiği yere kadar gitsin ama benimle gitsin” mantığına, ya da değişimin öngördüğü şartları yerine getirememe, o şartlara uyum sağlayamama beceriksizliğine sahiptirler. Mevcut kapasitesinin, değişen dünyaya, değişen topluma ve değişen insanlara rağmen hala yeterli olduğuna inanan ve bu saplantısında da inatçı bir tutum sergileyen zihniyet, yanlış yaptığını, hatalı olduğunu ancak ve ancak değişim rüzgarı kendisini bir kenara kaldırıp attığı zaman anlar.
Değişenin kazandığı, değişmemekte ısrar edenin de kaybettiği 18 Nisan seçimlerini hatırlayın. Hangi partiler sandıktan zaferle çıktı; hangi partiler sandığa gömüldü, hepimiz biliyoruz. Seçimler öncesi ve sonrası, durum değerlendirmesine yönelik yazılarımızda da sürekli vurguladığımız gibi, yanlışta ısrar edenler ya da değişime ısrarla ayak direyen partiler kaybetmeye mahkumdurlar. Dünya değişirken, toplum değişirken, insanlar değişirken, bütün bu değişimleri görmezden gelerek değişmemekte ısrar eden partiler ya sandığa gömüldü, ya da oy oranlarını büyük oranlarda düşürdüler.. Öte yandan, kendilerini ülke ve dünya gerçekleri doğrultusunda yenileyenler, yani değişimi gerçekleştirenler de, sandıktan zafer elde ederek çıktılar..
18 Nisan seçimlerinde sandığa gömülen ve ülke siyasetinin köklü partilerinden olan CHP’nin Cumartesi günü yapılan “seçimli olağanüstü kurultayı”nda nasıl bir sonuç çıktı, kim genel başkan oldu bilmiyorum, bu satırları kurultay öncesinde yazdım. Ama şunu peşinen söylemek istiyorum; bu olağanüstü kurultay, CHP için, geleceğe yönelik olarak, olumlu ve ümit verici gelişmeleri beraberinde getirecektir; eğer, kurultay öncesi söylemlerin gereği, kurultay sonrasında aynen hayata geçirilirse...
Bu “eğer” şartının yerine getirilme ihtimalini ne kadar zayıf görüyorsam da, en azından yeniden genel başkan adayı olan Deniz Baykal’ın, adaylığını açıkladığı basın toplantısındaki sergilediği tutum ve söylem, CHP açısından farklı ve yeni bir yol haritasının ortaya çıktığını gösteriyor. Kendisinin de itiraf ettiği gibi, Baykal değişimin kaçınılmaz olduğunu idrak etmiş.. Partinin her açıdan değişmesi, ülke ve dünya şartlarına uyması gerektiğini söylüyor Baykal.. Başka bir ifadeyle, Deniz Baykal, genel başkanlığı Altan Öymen’e bıraktığı günkü Baykal değil.. Hatta öylesine değil ki, adaylığını açıkladığı basın toplantısındaki konuşmasında sık sık dini kelimeler, kavramlar, cümleler kullanıyor..
Gariptir ki, Baykal bir soru üzerine, günlük hayatında da devamlı dini içerikli kelimeler kullandığını söylüyor; eğer gerçekten öyleyse, o zaman şu soru akla geliyor: Niçin, CHP’nin genel başkanlığını yaptığınız süre içinde, ağzınızdan dini muhtevalı bir söylem çıkmamasına dikkat ettiniz? Aslolan şudur ki, ne Baykal’ın ne de diğer genel başkanların ya da diğer yetkililerin “şahsi” yönelimi değildir bu.. CHP’nin uzun yıllar öncesine dayanan genelgeçer politikasının sonucudur, dine karşıki bu garip tutum..
Artık görülür ve anlaşılıyor ki, Deniz Baykal, yeniden genel başkanlığa soyunduğu bugünlerde ülke, toplum ve insan gerçeğinden hareketle, değişmenin zaruri olduğunu, değişmemekte direnmenin de hem partiye –ve hem de kendi siyasi geleceğine- inanılmaz zarar verdiği gerçeğini kabul etmiş.. Kurultay sonrası genel başkan olur veya olmaz bilemem; ama bildiğim bir şey varsa, Deniz Baykal’daki (ve dolayısiyle kendisini destekleyen delegelerdeki) bu değişim, şüphesiz CHP’yi, en azından şu an bulunduğu konumdan çok çok daha iyi bir yere getirecektir. Hem de hala parti içinde “partiyi daha devrimci bir yapıya büründürmeliyiz” türünden, ülke ve dünya gerçeklerinin milyonlarca kilometre uzağında söylem sahipleri olmasına rağmen..
Bir sol partinin Türkiye’de hangi argümanları kullanıp başarıya ulaştığını, bir başka sol partinin de bu argümanları ısrarla kullanmaktan kaçınıp sandığa gömüldüğü gerçeğini anlamak isteyenler, DSP’nin kısa tarihi ile CHP’nin uzun tarihini gözden geçirsinler.. Sanıyorum, dinlenme süreci içinde Baykal da bunu yaptı...

ilksayfa