Garcia'ya mektup
Bazı kısa hikayeler, kıssadan hisseler, makaleler vardır ki, içeriği ve vurguladığı mesaj itibariyle insanları etkilemiş ve dünya çapında ün kazanıp klasikleşmiştir. Bazen gerçek bir yaşantıdan, bazen de yazanın hayal dünyasından ilhamlanıp kağıda dökülen birkaç paragraflık bu kısa yazıların en belirgin özelliği, verdikleri mesajlar itibariyle “evrensel” nitelikler taşımasıdır. Hikayelerin, kıssaların, yaşantıların kahramanları, yerleri, kültürleri farklıdır ama insanlara verdiği mesaj genellikle aynıdır. Böyle olduğu için de bir süre sonra bu küçük hikayeler klasikleşiyor ve insanlığın bilgi ve kültür hafızasında yerlerini alıyorlar..
Benim, önce dinlediğim, sonra da okuduğum zaman çok etkilendiğim makalenin adı “Garcia’ya Mektup”tur. Önce dinlediğim diyorum, çünkü, bunu ilk kez, kısa dönem askerliğim esnasında, bölük komutanımız okumuştu. Onlarca asker, bu kısa makaleyi, pür dikkat ve sonlara doğru da tüylerimiz diken diken olmuş bir halde dinlemiştik. Belki o anki atmosferin de bu şiddetli etkilenmede rolü vardı bilmiyorum ama yıllar sonra aynı makaleyi başka bir yerde tekrar okuduğum zaman da aynı hisleri yaşadım.
Eminim ki “Garcia’ya Mektup”u birçoğumuz bir şekilde, bir yerlerde okumuşuzdur. Ben hem okumuş olanlara hatırlatma, hem de okumamış olanlar varsa özetini vererek haberdar etme amacıyla, yazımı bu mektuba ayırmak istiyorum.
***
İspanya-Amerika Savaşı başlamıştır. Küba’da ayaklanan isyancıların lideri olan Garcia ile acilen temasa geçmek gerekmektedir. Küba’da bir dağda saklanan Garcia’nın yerini kimse bilmediği gibi, mektup-telgraf yolu da kapalıdır.
Oysa, Amerika Başkanı’nın Garcia ile hemen haberleşerek yardımını sağlaması şarttı. Bir şekilde ve hem de hemen Garcia ile temasa geçilmesi hayati önem taşıyordu. Peki ama, çare neydi, Garcia’ya nasıl ulaşılacaktı? Amerikan Başkanı, Garcia’ya ulaştırılmak üzere bir mektup hazırlar ve onu götürecek kişiyi aramaya başlar.
Adayları teker teker çağıran Başkan, ayrıntıya girmez ve sadece “bu mektubu Garcia’ya götürün” dediğinde adayların hepsi de benzer soruları sorar:
Garcia kimdir? Nerededir? Oraya nasıl gidilir? Garcia’yı nasıl bulacağız? Garcia’yı nasıl tanıyacağız?
Sonunda bir adam Başkan’a şu fikri verir: “Rowan adında biri var. Mektubu ona verin”.
Başkan çağırır, Rowan gelir. Başkan ona sadece “Bu mektubu Garcia’ya götür” der.
Rowan, diğer adaylar gibi yapmaz, yani hiçbir şey sormadan mektubu alır, deri bir muhafaza içine kor ve odadan çıkar. Ve, dört günde Küba sahillerine varır, ormanlara dalarak üç hafta yürüyüp hedefine ulaşır (ki Garcia ölmüştür) ve aynı şekilde geri döner.
***
Kısaltarak verdiğim bu makaleyi sırf bir “macera öyküsü” şeklinde algılayıp da tat almak mümkündür. Ki, Rowan’ın hedefine ulaşıncaya kadarki yolculuğu tam bir macera niteliği taşır. Ama, bu makaleyi, içinden birçok ders çıkarılabilecek bir yaşantı olarak görmek de mümkündür ve önemli olan da budur.
Kendisine verilen görevi hiç sorgusuz sualsiz kabul etmek, mektubun nereye götürüleceğini, nasıl götürüleceğini ve ucunda bir tehlike olup olmadığını sormadan üstlenmek ve daha da önemlisi bu görevin üstesinden gelmek.. İşte, bu yaşantıdan alınacak ders de bu..
Sadece “bilgi” sahibi olmak tek başına yeterli olmuyor. Bilgiye nasıl ulaşılacağı ve bilginin nerede ve nasıl kullanılacağı çok önemli ve fakat bu da yeterli değil. Önemli olan, edindiğiniz bilgiyle birlikte irade sahibi olmak, bu iradeyle size verilen emanete sahip çıkmak, harekete geçmek, enerjinizi sistemli ve hedefe yönelik olarak kullanmak ve nihayetinde de aldığınız görevi yerine getirmek, yani başarıya ulaşmak..
İster bir öğrenci olun, öğretmeni tarafından kendisine ödev verilen; ister asker olun, komutanı tarafından görevlendirilen; ister memur olur, amirince bir göreve gönderilen... Sizden istenileni yerine getirmek, ama bunu yaparken o görev bilinciyle, görev sorumluluğuyla hareket etmektir önemli olan..
Beceriksizlik, bir işin yapılmaması ve başarısız kalması için mutlak yeter sebeplerden biridir ama becerikli olmak da tek yeterli nitelik değildir. İstekli, çalışkan ve azimli olmadıktan sonra becerikli olmanın başarıyı elde etmede pek önemi olmuyor.
Ulaşılmayı bekleyen Garcia’lar ve gönderilmesi gereken mektuplar olduğu sürece, bize düşen Rowan’lar gibi olmak değil midir?
ilksayfa