Altın beyinli adam
Çocuk yaşlarda “roman”la, gençlik çağımda “psikoloji”yle tanıştım. Yerlisinden yabancısına birçok yazarın romanını çocuk yaşlarda hatmettim; hala da okumaya devam ediyorum. Fakülte tahsilimin psikoloji üzerine olması ise tesadüfi tercihlere bağlı olmakla birlikte, bugün bile literatürünü eksiksiz takip ettiğim ve çok sevdiğim, benimsediğim bir alan psikoloji..
Eğer bir kişi hem roman okumayı seviyor, hem de psikolojiyle yakından ilgileniyorsa ve bu ikisinin de bir arada olduğu eserlerle karşılaşırsa, verebileceği tek tepki vardır: sevinçten havalara uçmak.. Peyami Safa’nın romanlarıyla tanıştığımda benim verdiğim tepki gibi..
“Psikolojik roman” sınıflamasında ilk sıralarda yer alan “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu” değil de, daha çok “Yalnızız”, “Bir Tereddüdün Romanı” ve “Matmazel Noraliya’nın Koltuğu” adlı üç dev romanını okuduğum zaman, Peyami Safa’nın “psikolojik roman” alanında “1 numara” olduğuna kanaat getirmiştim. Aradan geçen bunca zamana –psikolojiye verilen önemin artmasına, yüzlerce yeni çıkan yazara- rağmen bu kanaatimde hiçbir değişiklik olmadı. Safa, bu alanda hala 1 numara. Edebi yeteneğiyle psikoloji bilgisini böylesine muhteşem sentezde birleştiren bir başka kalem daha çıkmadı Türk edebiyatında.. (yine de bu alanda kalemi güçlü yazarlar günümüzde yok değil, Erhan Bener gibi)...
Konusu “insan” olan bilimlerin en önemli meselelerinden birisi de teori ile pratik arasındaki uzaklıktır. Yani, teorik olarak bir kişiye çok şeyler öğretebilirsiniz, ezberletebilirsiniz, dayatabilirsiniz; ama eğer bu öğrenilenlerin pratikte-uygulamada bir karşılığı olmazsa, ne teorik olarak öğrenilenler kalıcı olur, ne de öğrenilenlerin geçerliliği...
Özellikle de psikoloji gibi çok değişik, zengin ve farklı bilgi örüntülerinin olduğu bir alanda, öğrendiklerinizi herhangi bir yaşanmış olayda somut olarak görmez, duymaz ya da okumazsanız, öğrendiklerinizin pek de fazla önemi ve kalıcılığı olmuyor..
Peyami Safa’nın yukarıda isimlerini verdiğim romanları bu açıdan tam anlamıyla vazgeçilmez öneme sahiptirler. İnsan ruhundaki fırtınaların neler olduğu ve insan ilişkilerine nasıl yansıdığı konusunda Safa’nın romanları adeta birer başvuru kaynağı niteliği taşırlar.. O’nun başyapıtlarından biri olan “Yalnızız”, psikosomatik hastalıklardan parapsikolojiye, uyku ve rüyalardan intihara, histeriden sosyal yalnızlığa, bütün psikoloji konularında hem teorik hem de –kahramanların yaşantılarında- pratik olarak bir bilgi deryası gibidir..
Ve düşün ki “Yalnızız” romanının yazıldığı tarih 1951’dir. Yani, psikoloji kelimesinin ne anlama geldiğini henüz çoğu kimsenin bilmediği; psikolojinin ve psikiyatrinin henüz tam anlamıyla öneminin idrak edilmediği bir dönemde Peyami Safa, roman ile psikolojinin nefis kokteylini sunuyordu Türk edebiyatına.. İşte size “Yalnızız”dan bir damla: “Ben yalan arayan zekânın gözlere verdiği ağır hareketi bilirim. Çok az yanılmışımdır. Bakış evvelâ sağa veya sola doğru kayar. Arama başlamıştır. Sonra gözbebeği yukarıya doğru bir kavis çizip aksi istikamete iner. Sonra tam karşıya bakar. Donuktur. Bulamamıştır. İki üç defa kırpılır. Korku çırpınışı. Yalan aradığının sezilmesi ve aranan yalanın bulunamaması korkusu. Nihayet bütün yüzde, gergin çizgileri gevşeten bir kurtuluş hareketi. Yalan bulunmuştur. Gizlenen seviş, dudakların ucunda belli belirsiz bir gülümseyiştir. Yarım saniye bile sürmeyen bu ruh macerası, bazan süjenin yorgun olduğu anlarda daha kuvvetli bir kurtuluş işareti verir”.
Peyami Safa, ünlü İspanyol düşünürü Ortega y Gasset’in vurguladığı “ihtisaslaşma barbarlığı”na düşmemiş; bir münevver olarak –ve üstelik akademik disiplin altına girmeden- kendini her konuda, o konunun uzmanlarına dahi ders verebilecek ölçüde, yetiştirmiş nadir şahıslardan biridir. Edebiyattaki konumu, değeri ve önemi zaten tartışılmaz ve fakat o fikir-düşünce alanında da çok güçlü bir kalemdir. Onun kalemine bu gücü veren de şüphesiz ki, tıptan ekonomiye, sosyolojiden psikolojiye, felsefeden sanata bütün alanlardaki müthiş bilgi birikimidir. Bizim gibi tembellere düşen de, Safa gibi değerlerimizi yılda bir kere de olsa saygıyla ve rahmetle anmak; o birbirinden güzel eserlerindeki birikimden bir nebze de olsa faydalanmaktır..
ilksayfa