Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

  
Medya: Çevir kazı yanmasın..             
                                                  
Savaş Ay’ın o “meşhur” kavgalı-döğüşlü “tartışma” programlarından birine katılan bir arkadaşım söylemişti; reklam arası verildiği sırada Ay konuklara “daha canlı olun, tartışın, kavga edin, raiting düşüyor, vatandaş bizi kavga için izliyor” diyormuş.. Bu raiting nedir, nasıl ölçülür, kimler belirler, neyi ortaya koyar hala anlayabilmiş değilim; ama bu raiting artık bizim ülkemizde medyanın önündeki kılavuz gibi. Medya organların yetkilileri, sorumluları bu kılavuzun peşine takılmış; o nereye götürürse oraya gider hale geldi.

Yapılan her kalitesiz, seviyesiz, fason program bile bu raiting makyajı sayesinde vatandaşa “şirin” gösterilebiliyor artık. “Eee ne yapalım, vatandaş böyle programlar istiyor; inanmazsanız raiting ölçümlerine bakın” türünde kolay ve klasik cevaplar eşliğinde, yapılan her türlü seviyesizlik masum ve mazur kılınabiliyor.

Şu an 20 civarında özel tv kanalı var bu ülkede; ama hepsini tek tek inceleyin, içeriğinde vatandaşı eğitici-öğretici, bilgilendirici ve yönlendirici unsurlar bulunan program sayısı komik derecede azdır; hatta bazı kanallarda böyle bir programın esamesini bile bulamazsınız.  Bu niçin böyle diye sorduğunuzda, o kanalların yetkililerinden alacağınız cevap aynen şöyle olacaktır: Biz vatandaş ne istiyorsa onu yayınlıyoruz! 

Vatandaşın ne istediğini bu yetkililer nasıl biliyorlar, nasıl algılıyorlar, nasıl tespit ediyorlar, bilinmiyor. 2-3 bin kişinin evine yerleştirilen raiting ölçüm aletlerinin sonuçlarına bakarak hareket ettiklerini söyleyen kanal sorumluları, bu salakça bahanenin arkasına sığınarak kendilerini ve tabii de halkı aldatıyorlar..

Millet kavga istiyor; öyleyse hadi kavgalı tartışma programı.. Millet kan istiyor; hadi bol kanlı trafik kazaları ve terör olayları.. Millet şiddet istiyor; hadi içinde her türden dehşetin yer aldığı şiddet filmleri... Millet skandal istiyor; hadi hangi sanatçının kimle düşüp kalktığını “belgeleyen” magazin programları...

Çok izlenen program çok reklam demek; çok reklam da başlıca gelir kaynağı reklam olan medya kanalları için vazgeçilmez olduğuna göre, o programların seviyeli, kaliteli, eğitici-öğretici olmasına ne gerek vardır? Sonuçta arz-talep kanunları medya için de geçerli değil midir? Öyleyse, önemli olan malı satmaktır, karşılığında kar elde etmektir; sattığınız malın çürük olmuş olmamış ne farkeder? 

“Primetime” denilen, yani vatandaşın en çok televizyon karşısında olduğu akşam saatlerinde yayınlanan programları dikkatlice inceleyin. Çocukların da genellikle seyrettiği bu programların seviyesini, kalitesini değerlendirin.. Ne çıkıyor ortaya? İçinde her türlü sulu ve belden aşağı esprilerin bulunduğu “eğlence” programları; içinde bol miktarda kan, kavga ve skandalın bulunduğu haber kuşakları; ya da içinde her türlü gayri-meşru yaşantıya özendiren yerli diziler... 

Çocuklar içindeki argo laflardan etkileniyor diye Kemal Sunal’ın filmlerine bol miktarda “bip” sesi koydurmakla ya da televizyon kanalını bir-iki gün kapatmakla bu işler halledilmiyor görüldüğü gibi.. Kanalları denetlemekle görevli kurumun ne yaptığı, yaptıklarının ne denli iyi-kötü olduğu önemli değildir. Önemli olan, medya organlarının kendi görev ve sorumluluğudur. Oto-kontroldan yoksun, sorumluluk bilincinden bihaber kanallar, önceliği raitinge ve reklama, dolayısıyla ceplerine girecek paraya baktığı sürece biz hep şu masalı dinlemeye devam edeceğiz: “Vatandaş böyle istiyor!”

Oysa kendileri de vatandaş da biliyor ki, vatandaşın ne istediğinin hiç önemi yoktur; etkisi de yoktur. Vatandaş medyayı değil; medya vatandaşı yönlendiriyor çünkü.. Primetime’da dayatırlar programı; vatandaş da o programı “çok” seyrediyor konumuna gelir; bu da reklamverenler için gayet güzel bir yem olur..

Tv kanalları böyledir de, gazeteler farklı mıdır? Anlayış, zihniyet aynı olduğu sürece ha tv kanalı, ha gazete ne farkediyor ki? Artık her biri eşya pazarlama işiyle uğraşır hale gelen gazeteler –bir zamanlar maliyet kurtarmıyor onun için şu kadar paraya çıktık derlerken- fiyat düşürüp daha çok eve girmeye çalışıyorlar. Daha çok eve girmesi, daha çok insanın gazete okuyacak hale gelmesi gerçekten çok hoş olur; özellikle gazete-kitap okuma oranı hayli düşük ülkemizde..

Lakin gelin görün ki, daha çok eve girmesi ve daha çok vatandaş tarafından okunması istenilen ve kendisine “büyük” diyen gazeteler de, yayıncılık anlayışı ve politikası açısından tv kanallarından pek farklı değil.

Bir gazetenin birinci sayfadan sonra belki de en prestijli sayfası olan üçüncü sayfayı kavga, boşanma, şiddet olaylarına ayıran gazetelerden başka nasıl farklı bir anlayış bekleyebilirsiniz ki? İşte size iki çarpıcı örnek:

“Büyük” gazetelerden birinde yarım sayfalık bir haberde, internette başka bir evli adamla aşklı-meşkli chat yapan karısını yakalayan bir adamın karısını boşadığı, bununla da yetinmeyip, karşıdaki adamın eşine telefon açıp durumu anlattığı ve sonuçta her iki yuvanın da yıkıldığı anlatılıyor. Buraya kadar iyi; sonuçta haber niteliği taşıyan bir olay.. Ama bundan sonrası garip; aynı haberin içinde, başka bir kutu içinde internette nasıl chat yapılacağı ayrıntılı bir şekilde anlatılıyor. Hangi program kullanılır, nasıl yüklenir, nasıl setup yapılır, ayarlar nasıl yapılır, nasıl chat yapılır vs. 

İkinci örnek haberde de benzer şekilde, kumarhanelerin kapatılmasından sonra vatandaşların internette kumara akın ettiği belirtiliyor; online kumara dünyanın parasının yatırıldığı anlatılıyor; hemen altında da geniş bir şekilde internet üzerinden nasıl kumar oynanacağı, hangi adreslere girileceği, nasıl ayarlar yapılacağı en ince ayrıntısına kadar veriliyor..

İşte size gazetelerimizin haber mantığı.. Haber vermekle kalmıyor; başka insanların da “haber” konusu olması için, yapılan uygunsuzların nasıl yapıldığını ayrıntılı bir şekilde “öğretiyor”.. Sonra da aynı medya kalkıp “ne olacak bu memleketin hali” konulu açık oturumlar düzenleyip, meselelere çözüm arıyor.. Yani: Çevir kazı yanmasın..

ilksayfa