Son Başbuğ
Milliyetçi Hareket Partisi bugün Türkiye’nin “oy oranı” itibariyle “ikinci” partisi.. Bir yıl önce yapılan seçimlerde sandıktan yüzde 18 oy oranı ile çıktı ve yine bugün işbaşındaki hükümetin de ortaklarından...
MHP’nin bu başarısı üzerinde çok şeyler söylendi, yazıldı, çizildi, yorumlarda bulunuldu.. MHP’nin bu büyük başarısının altında yatan saikler üzerinde taraflı-tarafsız herkes birtakım tespitlerde bulundu. Hemen hepsi de doğru, tutarlı, mantıklıydı bu açıklamaların..
Seçimden önceki yazılarımda da, seçim sonrası yazdığım değerlendirme yazılarımda da bu başarının sebepleri üzerinde durmuştum; ama seçim sonrası yazımda özellikle bir sebep üzerinde durmuştum ve MHP’nin oy patlamasında bu sebebin inkar edilemez katkısına dikkat çekmiştim: 8 Nisan 1997, Ankara..
8 Nisan 97 tarihini, eminim ki, milliyetçi harekete gönül vermiş olsun ya da olmasın, hiçbir Türk vatandaşının unutmasına imkan yoktur; ve yine eminim ki ne Ankara, ne de Türkiye’nin bir başka kenti o tarihte yaşanılanları bir daha yaşayamayacaktır, göremeyecektir; daha önce hiç görmediği ve yaşamadığı gibi..
Dikkatli bir gözlemci o gün Ankara’daki manzaraya bakarak, birkaç yıl sonrasının “MHP patlamasını” tahmin edebilirdi; kendisini seçim uzmanı, kamuoyu yoklamacısı, stratejist gibi pek iddialı sıfatlarla tanımlayan kişi ya da kuruluşlar da, bu çok basit gözlemi yapabilselerdi, 18 Nisan sabahı ibikleri düşmüş hale gelmezlerdi.
Oysa 1997 Nisanının 8. gününde Ankara bir büyük insanı ebediyete uğurlarken, bir başka dirilişin müjdesiyle tanışıyordu. Milliyetçi Hareket Partisi’nin lideri Alparslan Türkeş’i uçmağa uğurlayan Ankara’ydı; o büyük insanın cenaze töreninde buluşan milyonların oylarıyla ikinci büyük parti olan MHP’yi, hükümet olarak bünyesinde gören de Ankara oldu..
Hafızanızı zorlamanıza bile gerek yok; hatırlayın o günün Ankara’sını.. İnanılmaz soğuğa, durmaksızın tipi şeklinde yağan kara ve diz boyu çamura rağmen, yurdun dört bir yanından Başbuğ’larını uğurlamaya gelen insanları hatırlayın.. Ankara’ya sığmayan otobüs kafilelerini hatırlayın; o muhteşem kalabalıkların “Başbuğlar Ölmez” nidalarını hatırlayın..
İşte o günkü atmosferdir, bugünkü MHP’nin müjdecisi.. Ankara’nın meşhur soğuğu sadece insanların tenlerini titretmedi; gönülleri, ruhları ve beyinleri de titretti ve MHP’li kendine döndü, özüne döndü.. Başbuğ Alparslan Türkeş, ebedi mekanına giderken, milyonlarca gönüldaşı, tekbirler eşliğinde tek bir kortejde bir araya getirdi. O Başbuğ ki, tohumlarını attığı milliyetçi hareketin, kendisi gibi ulu bir çınar haline geldiğini, o gün Ankara’da gördü ve biliyorum ki, ruhu şad oldu..
O gün Ankara’da, o muhteşem gönül, duygu ve ruh birliğiyle, kolkola girerek Başbuğ’larını ebediyete uğurlayan milyonlar, iki yıl sonra aynı birlik ve beraberlik içinde, Milliyetçi Hareket Partisi’ni ülkenin ikinci büyük partisi yaparak, bir kez daha Başbuğ’larının ruhunu şad ettiler..
***
Seksen yıllık ömrünün çok büyük kısmını mücadele, çalışma ve çileyle geçiren bir siyasi liderdi Alparslan Türkeş.. Sıfatı “Başbuğ” idi.. Tarihte çok az kişiye verilen bir sıfattı ve O, bu sıfatı en çok hak eden ve hakkını veren biri olarak yaşadı ve öldü. Bazı sıfatlar vardır ki, bir kez daha başkasına verilmez; bir kez daha başkasına yakışmaz.. Alparslan Türkeş, son Başbuğ idi.. Tarihe bir başka Başbuğ artık gelmeyecek..
Çınar gibiydi; çınar gibi ayakta öldü.. Son dönem Türk siyasetinin kilit ismiydi; potansiyel kaosu ve bunalımları, tecrübesi ve dirayetiyle önledi; içte olduğu gibi dış ilişkilerde de Türkiye’nin menfaatlerine yönelik işbitiricilik misyonunu üstlendi. Belki de siyaset hayatının en verimli döneminde ve belki de çok daha güzel gelişmelere imzasını koyacağı bir dönemde veda etti.. Eksikliği, O’nun vefat ettiği dönemlerde ve daha sonraki süreçlerde ne kadar hissedildi hepimiz hatırlıyoruz..
İşte yarın O’nun aramızdan ayrılışının 3. yıldönümü ve biz onun yokluğuna henüz alışabilmiş değiliz. O’nun siyasi misyonunu düşündüğümüz sürece de alışamayacağız..
Bizlere düşen, O’nun gösterdiği hedef ve ilkeler doğrultusunda çalışmaktır. O’nun çizdiği rotada ve hep çağın gelişmelerine paralel olarak ve hep Türk milletinin ve devletinin bekası yönünde çalışmak.. Bıraktığı mirasa sahip çıkmak; ona ihanet etmemek; birkaç koltuk uğruna yuvayı terkedip gitmemektir bize düşen.. Yıllar önce gidip de, 8 Nisan’da yuvaya dönenlere hoş geldin demiştik; hemen ardından yuvayı bırakıp giden birkaç kişiye de güle güle.. Gelenler bugün mutluluğu yaşıyor; gidenler de, Başbuğ’un bıraktığı mirasa ihanetin burukluğunu...
Yarın O’nun mezarı başında yine onbinlerce insan buluşacak; O’nu dualarla yadedecek.. Ve Başbuğ, bir kez daha onbinlerce insanı gönül ve ruh potasında birleştirecek; aynı atmosferi hissettirecek..
Başbuğ Alparslan Türkeş’i, aramızdan ayrılışının 3. yıldönümünde sevgi, saygı ve rahmetle yadediyorum.. Ruhu şad olsun..