Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 

Nihayet...                                                                                       

Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda nihayet “son”a yaklaşıldı. Yarın yani 25 Nisan akşamı itibariyle adaylar belli olacak ve birkaç gün sonra da Meclis, Türkiye Cumhuriyeti’nin 10’ncu Cumhurbaşkanı’nı seçecek. Tartışması aylar öncesinden başlayan “Cumhurbaşkanı kim olacak, kim olsun, kim olmalı, kim olmamalı” şeklindeki tartışmalar da nihayet bir nebze daha azalmış olacak ve siyasi tansiyon da aynı oranda düşecek. Ve nihayet, aylarca ülke gündemini meşgul eden bir konu ortadan kalkmış olacak ve nihayet  Türkiye’nin daha acil ve önemli konularına eğilme ortamı yeniden ortaya çıkmış olacak..

Bütün bu “nihayet”ler, bir konunun “bitiş”inin verdiği sevincin göstergesidir. Bu sevinç Cumhurbaşkanı’nın kim olacağıyla ilgili değil tabii ki; sadece bu konunun bir “sorun” olarak ortadan kalkmasıyla ilgili. Bu “sorun” ortadan kalkacak; Meclis’in seçtiği şahıs Cumhurbaşkanı olacak ve nihayet sıra Türkiye’nin çözüm bekleyen önemli sorunlarına gelecek.

Mevcut Cumhurbaşkanı’nın süresini uzatmaya yönelik “Anayasa değişikliği” çalarıyla ve oylamalarıyla süregelen ve bugünlerde de “kim olacak-kim olmalı” tartışmalarıyla sonuna gelinen bu “çok önemli” süreçte Türkiye’nin ne kadar zaman ve performans kaybettiğini düşünün. İktidarından muhalefetine bütün partiler aylardır bu konuya kilitlendi ve Türkiye’nin iç ve dış bütün sorunları da bu “çok önemli” meseleye endekslendi.

“Nihayet” dememizin sebebi de işte Türkiye’nin çok önemli zaman kaybına yol açan ve aslında da gereğinden fazla abartılan bir meselenin sona erecek olmasıdır. ABD gibi “süper” bir devlette; hem de dünyaya yön verecek bir “başkan”ın seçimi bile normal prosedürleri takip ediyorken ve bu yapılırken de asla iç ve dış politikaların yürütülmesinde bir aksamaya mahal verilmezken, gelin görün ki bizim ülkemizde, üstelik de olağanüstü bir şart olmaksızın, bir Cumhurbaşkanlığı süreci, ülkedeki bütün sorunların önüne geçebiliyor.

İşin daha da vahimi var; bundan önceki 5+5 sürecinde olduğu gibi, bu Cumhurbaşkanlığı meselesini bile fırsat bilerek işbaşındaki hukümetin istifa etmesini isteyecek ya da böyle bir şeyin olmasını umabilecek, bekleyebilecek kadar gözünü koltuk hırsı bürümüş siyasetçiler var bu ülkede.. Eh, bunlar 5+5 sürecinde avuçlarını yaladılar ama pes edecek görünmüyorlar; şimdi gözlerini adaylar belli olduktan sonraki seçim sürecine dikecekler ve hiç şüpheniz olmasın bu seçim süreci boyunca da aynı beklenti içinde olacaklar..

Oysa, bu ülke ve bu ülkenin siyasetçileri artık bu tür şeyleri aşmalıdır. Ucuz politikaların, suni gündemlerin ve aşırı abartmaların ötesine geçmelidir siyasetçiler. Muhalefet partilerinin de iktidar partilerinin de artık ülke meselelerinin parti ve şahıs meselelerinden daha önemli olduğunun bilincine varmaları gerekiyor. İşte gördük, aylardır hiçbir konuda somut adımlar atılamıyor; yapılması gerekenlerin çoğu  yapılmıyor; olan da vatandaşa oluyor.

Cumhurbaşkanlığı seçimi meselesinden önceki Meclis ve Hükümet’in çalışmalarına bakın; bir de bu meseleden sonraki çalışmalara bir bakın.. Aradaki farkı göreceksiniz. Bu aradaki fark, Türkiye’nin neler kaybettiğinin göstergesidir.

Tarım’dan tutun da Avrupa Birliği konusuna kadar, bir çok alanda, hem de çok acil ve kesin kararların ve uygulamaların gerektiği bir dönemde, maalesef her şey Cumhurbaşkanlığı seçimi meselesine feda edilmiş görünüyor. Yasama da Yürütme de, sanki Türkiye’nin en acil ve önemli meselesi Cumhurbaşkanı’nın kim olacağıyla hemhal olmuş durumda. Çuvaldızı biraz da kendimize batıralım; Milliyetçi Hareket Partisi de ister istemez bu sürece kendini uydurmuş durumda. Oysa, asıl bu ortamda, Bakanlıkları nezdinde MHP birçok temel konuda çok daha kararlı ve somut adımlar atarak, hiç olmazsa mevcut pasif ortamı biraz aktif hale getirmeliydi.

Bence Cumhurbaşkanlığı seçimi, Cumhurbaşkanı’nın kim olacağı gibi sorular ve konular MHP için asli ve öncelikli olmamalıdır; MHP’nin ilk plandaki öncelikli ilgi alanı, ülkenin mevcut sorunlarının çözümü olmalıdır; şimdiye kadar olduğu gibi.. Hükümet içinde yer aldığı günden bugüne izlediği yapıcı, uzlaşmacı ve olumlu politika gibi...

MHP’nin, başkalarının umduğu ve arzu ettiğinin aksine, bugüne kadar iktidar içinde çizdiği ve yapıcı ve istikrarlı görüntü, beklenti ve umutları ters çıkan bazı partileri rahatsız ve tedirgin etmiş görünüyor ki, bu parti(ler) Cumhurbaşkanlığı meselesini bahane bilerek MHP’yi “karıştırma” siyasetine soyunuyorlar. Maksatları önce partiyi sonra da peşinden hukümeti “kriz”e sokmak olan bu fırsatçı partilerin oyunlarına MHP gelmemektedir, gelmeyecektir; başka partilerin “dolduruşlarına” gelip de “kendi başına” hareket etme huyundan vazgeçmeyen ve hatta “vida” olma hayaliyle yanıp tutuşan şahısların şahsi davranışları dahi, MHP’nin bu olumlu çizgisini değiştiremeyecektir.

Güneş balçıkla sıvanmaz. Dostu da düşmanı da görmüştür ki, Milliyetçi Hareket Partisi, Genel Başkanından Bakanına, Milletvekilinden parti yöneticisine, görev aldığı bu hükümet içinde, bugüne kadar gösterdiği performansı ve şahsiyetli politikasıyla, bu ülkenin ve ülke siyasetinin temel yapı taşlarından biri haline gelmiştir. Parti içinden olsun, parti dışından olsun, bu muazzam görüntüyü bozmaya yönelik her türlü şahsi ya da örgütlü teşebbüs akim kalmaya mahkumdur; beyhudedir.

ilksayfa