Demirel.. şapka.. istikrar
“Bir dönemin sonu” türünden yorumlarla süslenmişti 6 Nisan tarihli gazetelerin manşetleri.. Bir gün öncesinin, yani 5 Nisan akşamının televizyon haber kuşaklarında da benzer ifadeler yer alıyordu. Dönem dedikleri “Süleyman Demirel” dönemiydi. Başka bir ifadeyle, yakın Türk siyaset tarihi bir “dönem”le niteleniyordu ve bu dönem de bir kişiyle, yani Süleyman Demirel’le özdeşleştiriliyordu.
Sona eren bir dönem miydi, yoksa Demirel’in siyasi hayatı mıydı, ye da sona eren bir şey gerçekten var mıydı, yok muydu, tartışılır tabii.. Eskiden emekli Cumhurbaşkanlarını “tabii senatör” yapıp Meclis’te bir koltuk veriyorlardı. Şimdi senatörlük müessesesi yok. Yani Cumhurbaşkanı görev süresi dolunca resmen ve gerçekten “emekli” oluyor. İhtilal sonrasının “anayasa destekli” Cumhurbaşkanı Kenan Evren, görev süresi dolunca, gerçek anlamda bir emekli gibi davranıp Marmaris’e yerleşti ve kendini resim sanatına verdi. Ondan sonraki Cumhurbaşkanı Turgut Özal vefat etmişti; süresi dolduğunda emekli mi olurdu, yoksa aktif siyasete tekrar döner miydi, belli değildi..
Ama Demirel konusunda kesin ve belli olan bir şey var; O’nun resim yapma yeteneği yok. Tavuk besleme konusundaki isteksizliğini de daha önce ifade etmişti. Dolayısıyla, Demirel görev süresinin hemen bitiminde aktif siyasete girecek görünüyor. Hatta 5 Nisan günü 101. madde oylamasının sonuçlarını aldığı andan itibaren de bu aktif siyasetin temellerini hangi çimento, kum ve demir karışımıyla oluşturacağını kafasında hesaplamıştır.
Eh, Demirel’in siyasete bigane kalmayacağı (kalamayacağı) bilindiğine; siyasete girdiği zaman da neler yapacağı ve neler olacağı tahmin edilebileceğine göre, “bir dönemin sonu” türünden iddialı yorumlarda bulunmak pek akılcı olmuyor. Aynı şekilde, “oh be! Türkiye kurtuldu Demirel’den” gibi sevinç yüklü cümleler kurmanın da pek tutarlı yanı olmuyor.. Ömrünün yarısından fazlasını, yani 38 yılını aktif siyasetle geçirmiş ve bu süreç içinde de Türk siyasetine kökünden etkilemiş bir siyasetçinin, köşesine çekilip anılarını yazacağını beklemek beyhude bir ümitten öteye gitmez.. Eğer, O’nun siyaseti o meşhur fötr şapkasıyla özdeş tutuluyorsa, değişen sadece o şapkanın takıldığı vestiyerin bulunduğu adrestir. Çankaya değil de, Güniz Sokak olmuş, ne farkeder ki?
İyi de şimdi ne olacak? Aktif siyasetten uzak kalmayacağına ve bunu kendisi bizzat vurguladığına göre, Demirel Güniz Sokak’taki karargahına çekildiği zaman ne olacak? “Parti kurar” ya da “bir partiyi tekrar ele geçirir” gibisinden malum cevaplar değil aradığım; bunlar zaten banko.. Ondan sonrası ne olacak? Demirel siyasete doğrudan ve sıcak bir şekilde girdikten sonra ne olacak?
Bu sorunun cevabı, bana göre Meclis’teki oylama öncesinde “Niçin Ecevit ve Bahçeli, Demirel’in Çankaya’da kalması için bu kadar ısrarlı oldular?” sorusuna verilecek cevapta saklı.. Uzatmaya da gerek yok, tek bir kelime her şeyi açıklamaya yeter: İstikrar...
“İstikrar” bizim ülkemize, zihniyetimize ve siyasi hayatımıza oldukça uzak bir kavram. Adı var kendisi yok bir kavram.. Hep söylenilir, arzu edilir, temenni edilir, telkin edilir; lakin her nedense bir türlü kendini göstermez. Siyasetimizde istikrarın az olduğu, hatta hiç olmadığı dönemler geçirdi Türkiye ve faturasını da çok ağır ödedi. Türkiye’nin çok partili hayata geçişinin üzerinden 55 yıl geçmiş; bu 55 yıllık sürenin kaç yılında “istikrar” vaki olmuştur? Bu 55 yıllık sürenin son 38 yılında aktif siyasetin içinde olan Demirel’in iktidarda ya da muhalefette olduğu dönemler de dahildir buna..
Şimdi aynı endişe tekrar geri mi geliyor? Türk siyasi tarihinin belki de en uyumlu ve iş gören bir Hükümeti işbaşında. Hükümet, son bir yıllık dönemde ülkenin belki de hiç görmediği ölçüde bir istikrar görüntüsü sergiliyor.. Demirel’i Çankaya’da tutma sevdası yüzünden, -bazılarının “acaba” beklentisiyle el uğuşturup bozulmasını arzuladığı- koalisyon, tabii ki aklını ve mantığını kullanarak buna meydan vermedi. Ama gelin görün ki yine de sendeleme tehlikesi geçirdi. Peki niçin ve kim uğruna?
Ecevit niye Demirel konusunda bu derece ısrarcı ve inatçı oldu sorusunun cevabını ben bu çerçevede buluyorum. Ve diyorum ki, Ecevit, ülkedeki mevcut istikrarı koruma adına Demirel’in Çankaya’da kalmasını tercih ediyordu; çünkü biliyordu ki Demirel aktif siyasete soyunursa Türkiye’de hiçbir şey aynı yerinde kalmayacak...
Bir düşünür “En şiddetli ihtirasların bile gevşediği zamanlar olur ama, benlik hırsı bizi durmadan kışkırtır” demiş. Türkiye’de benliği en fazla mesai yapan ve dolayısıyla ihtirasları en çok kışkırtılan kimdir, hepimiz biliyoruz. Kendilerinin de bunu idrak ettiği ve “yeter artık” dediği anda belki bir çok şey halledilecektir; lakin mesele de buradadır işte; bir türlü bu “idrak” devreye girmiyor..
Sayın Süleyman Demirel, siyasi hayatı süresince bu ülkeye bir çok hizmette de bulunmuştur; inkara gerek yoktur. Varabileceği yerlerin en yükseğine çıkmış, verebileceği hizmetlerin en fazlasını ifa etmiştir. Bir politikacı için, bir hizmet erbabı için başa gelebilecek en büyük felaket, tekrar başa dönüp başarısız olmak; geçmişte yaptıklarını unutturmaktır. Onun da ötesinde, yaptıkları ya da yapacakları ile ülkedeki mevcut istikrarı tekrar bozabilme ihtimalinin baş aktörü olmak vardır ki, işte o zaman ne müktesebatı, ne de peşinden gidenler kendisini kurtaramaz..