Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 
İdama karşı mısınız, taraf mı?

Gazete sayfalarına ya da televizyon ekranlarına yansıyan görüntüler:
Çin’de, stadyumda gerçekleştirilen toplu idamlar, infazdan önce mahkumlara yedirilen son yemekleri..
İran’da vinçlere asılan uyuşturucu satıcıları...
Çeçenistan’da kaleşinkoflarla kurşuna dizilen suçlular...
Suudi Arabistan’da kılıçla kafaları kesilen idam mahkumları...
Amerika’da elektrikli sandalyede “kızartılan” ya da bir sedye üzerinde damarlarına zehir enjekte edilerek sonsuz uykuya gönderilen idam mahkumları...
Bu görüntüler karşısında neler hissediyorsunuz? İnfaz yerine götürülen bir insanın birkaç dakika sonra cansız bir şekilde yerde yatıyor olması sizde ne gibi duygular oluşturuyor? Kestirmeden soralım: “İdam” cezası hakkında neler düşünüyorsunuz?
Soruyu cevaplandırmadan önce, bizi ilgilendiren hususu da gözönüne alalım: 12 Eylül sonrası cezaevlerine atılıp, sonra da idama mahkum edilen Ülkücülerin, darağacına giderken ya da sehpa üzerindeyken neler hissettikleri, nasıl davrandıkları hakkında yazılanları, anlatılanları biliyoruz. Onların yakınlarına yazdıkları mektupları, son sözlerini ve nasıl son nefeslerini verişlerini biliyoruz. Şimdi tekrar soralım: İdam cezası hakkında neler düşünüyorsunuz?

Siz ya da bir yakınınız olsaydı...
Yıllar önce,başrollerini Alain Delon ile Jean Gabin’in paylaştıkları “Şehirde İki Adam” filmini seyretmiştim. Bu filmin, kafamdaki birçok düşünceyi ve yargıyı değiştirdiğini itiraf etmeliyim. Alain Delon  cezavinden çıkan ve bir matbaada çalışmaya başlayan bir eski hükümlüdür.  Ama bu hükümlünün asla normal bir vatandaş olamayacağı saplantısı içinde olup, adeta onu tekrar bir suç işlemeye itecek kadar tacizkar davranan bir emniyet görevlisi, sonunda kendini öldürterek, bu hükümlünün idam cezası almasını sağlar. Filmin sonunda infaz sahnesi vardır. Delon, giyotinde can verecektir. Hücresinden alınır, rahibin duaları eşliğinde idam edileceği yere gelir. Bir anda giyotini görür. Gözlerindeki korku, çaresizlik ve etrafındakilerden yardım bekleyen yalvarış dolu bakışları, biraz sonra hayata veda edecek bir insanın yaşadığı bütün duyguları ortaya koyuyordu.
Filmin tamamında değilse bile bu son sahnesinde bu idam mahkumunun yerine kendinizi ya da bir yakınınızı koyun. Neler hisseder, neler yapardınız? 
Ünlü Rus yazarı Dostoyevskiy, 1850’li yıllarda, yazdığı romanların başarısız olması ve biraz da ruhi sıkıntıları sonucu suikastçilere katılır, yakalanır ve idama mahkum edilir. İnfaza birkaç dakika kala idam durdurulur ve dört yıl süreli hapis cezasına çarptırılır. Ölüme birkaç dakika kala idamdan kurtulmak nasıl bir duygudur acaba? Dostoyevskiy  için bu kısa anlık yaşantı, daha sonraki bütün hayatını etkileyecek bir yaşantıdır. O, idam öncesinden idam anına kadarki yaşadığı bütün duyguları not almıştı ve bunları daha sonra “Ölü Evinden Notlar”da romanlaştırmıştı.

Kalksın mı, kalkmasın mı?
“İdam cezası” konusunda farklı görüşler var. Kimileri kaldırılması, kimileri de kaldırılmamalı diyor. Bu tartışma bütün dünyada tartışılıyor. Özellikle, bazı eyaletlerinde hala idam cezası uygulanan ABD’de bu konuda her iki görüşün de radikal savunucuları bulunuyor. Avrupa’da bu ceza hemen hemen bütün ülkelerde kalkmış durumda. Avrupa Konseyi’ne üye ülkeler içinde sadece Türkiye’de bu ceza sözkonusu. 
Kalksın diyenlerin de kalkmasın diyenlerin de kendilerince haklı olduğu yanlar var. Tarih sahnesine ilk çıktığı günden itibaren idam cezasının başlıca fonksiyonu “caydırıcı”lık unsuru taşımasıdır. Yani, idam cezası, onu gerektiren suçların başkaları tarafından da işlenmesini önlemek, caydırmak için konulmuştur. Ayrıca, idam cezasının bir de “kısas” özelliği vardır. Yani bir insanı öldüren kişi, aynı şekilde ölüme mahkum edilerek cezalandırılmış olur.
En son güncel örneği Suudi Arabistan’da görüyoruz. Bir hastayı öldüren hemşire, bu ülkenin yasaları gereği ölüme mahkum edildi. Tek bir şartla kurtulabilir, o da öldürülen kişinin bir yakını kendisini affederse... Gazetelere yansıyan haberlere göre, İngiltere halkından toplanan yüksek meblağlı para karşılığında öldürülen kişinin ağabeyi suçluyu affedebilecekmiş. Böylece, hemşire başı kılıçla kesilerek öldürülmekten kurtulacak...
Yani, bir insanın ölmesine ya da yaşamasına “bir kişi” karar veriyor. O insanın yaşaması ya da ölmesi “bir kişi”nin dudakları arasından çıkacak “affediyorum” ya da “affetmiyorum” sözcüğüne bağlı. Hangi sözcüğün çıkacağına  ise birtakım maddi etkenler yol açabiliyor. Ne tuhaf değil mi?
Amerika’da ya da jüri sistemli bir başka ülkede bir insanın suçlu olup olmadığına jüri karar veriyor; hakim de buna göre idam cezası veriyor ya da vermiyor. Kimi ülkelerde halk meclisleri, kimi ülkelerde devrim komite konseyleri, kimi ülkelerde bir-üç hakim idam kararı veriyor. Sonuçta, bir insanın hayatına son verecek kararı yine başka insanlar veriyor...

“Asmayalım da besleyelim mi?”
İdam cezası kalkmasın diyenlere göre, insan eğer haketmişse idam edilmelidir. Öyle suçlar ve öyle cani insanlar vardır ki, bunların yaşaması toplum huzuru ve barışı için gereksizdir. Böyle insanların idam edilmesi, işlenen suç sonrası mağdur duruma düşenler için de gereklidir. Bu kişilerin idam edilmesi, benzer suçları işleyecek olanları da bir ölçüde de olsan caydırır, önler...
İdam cezası kalksın diyenlere göre de, en başta idam cezası kesinlikle caydırıcı bir özelliğe sahip değildir. İdam cezasının uygulandığı ülkelerde suç oranlarının düşmek yerine artması da bunu göstermektedir. İnsanın bir başka insan tarafından ölüme mahkum edilmesi ise en başta insan hakları ve adalet kavramlarına ters düşmektedir. Bu görüşü savunanlara göre cezalar ıslah edici olmalıdır,yok edici değil...
Bir zamanlar Kenan Evren’in “Asmayalım da besleyelim mi” vecizesiyle başlayan idam cezası tartışmaları önümüzdeki günlerde yine devam edeceğe benzer. Çünkü, Adalet Bakanı Oltan Sungurlu’ya sunulan yeni ceza yasası tasarısı, idam cezalarının kaldırılmasını ve bunun yerine “ağırlaştırılmış müebbet” cezasını öngörüyor. On yıldır süregelen bir çalışma sonrası hazırlanan yeni yasa tasarısının tabii ki birçok maddesi tartışmaya açık ve bu da şimdiden yapılmaya başlandı bile. Ama, idam cezasının kaldırılıp, yerine ağır müebbet cezasının getirilecek olması, idama karşı olanlarla taraf olanları yeni bir tartışma arenasına getirecek gibi görünüyor.
Bu tartışma arenasında bu satırların sahibi de kendi görüşleri doğrultusunda yer alacak. Daha sonraki yazılarımda kendi görüşlerimizi dile getirmeye çalışacağım. Peşinen de söyleyeyim ki, idam cezasının kaldırılmasına ben de taraftarım. İdam cezasının caydırıcı olma özelliği taşımadığını, idam cezasının neredeyse bir “intikam alma” müessesesi olarak algılandığını, bunun da hukuk ve adalet çerçevesinde zararlı bir yaklaşım olduğuna inanıyorum. “Öldürülmeyi hak edecek” ağırlıkta suç işleyenleri “idam” etmekle onları gerçekten cezalandırmış mı oluyoruz, yoksa “kurtarmış” mı? Cezanın gerçekten caydırıcı olan türleri vardır ve fakat idam bu türden bir ceza değildir... Bu konudaki görüşlerimi bir başka yazıda ele almak istiyorum. Bu konuda farklı görüşleri olanlara bu sütunun açık olduğunu da bilahare belirtiyorum.

ilksayfa