Rusya krizi ve bizdeki tüfekler Ne oldum demeyeceksin, ne olacağım diyeceksin demiş atalarımız. Bir zamanların “süper gücü” Sovyetler Birliği’nin egemen devleti Rusya’nın bugünkü haline bakın... Dünyaya devrimler ihraç eden, satın aldığı uşaklarla kukla devletler oluşturan, KGB’siyle, GRU’suyla hem içerde hem dışarda korku ve dehşet salan Sovyet Rusya’nın bugünkü haline bir bakın.
Komünist sistemin çökmesi üzerine, ABD’nin de büyük desteğiyle “serbest piyasa ekonomisi”ne geçen Rusya, bu sistemi kaldıramadı. Aslında Rusya’dan bunu gerçekleştirmesi yönünde bir mucize bekleniyordu. 70 yıl süresince uygulanan katı planlamacı bir sistemden, neredeyse “devrim” denilebilecek bir U dönüşüyle kapitalizme geçmek ve bunda da başarılı olmak bir mucize gerektiriyordu. Ama bu mucize gerçekleşmedi.
Bunun bir çok önemli sebebi var. Bunlardan bir tanesi şudur: Rusya’da, serbest piyasa ekonomisine geçişi ve sürekliliği sağlayacak kurumlar oluşturulmamıştı. ABD başta, Batılı ülkeler bu gerçeği göremediler. Biraz hissi, biraz psikolojik açılardan komünizmin çöküşünün yeter olgu olduğunu zannettiler ve bunun verdiği rehavetle Rusya’nın yapısal sorunlarını farkedemediler.
İkinci sebep, Rus insanının yapısıyla ilgilidir. İki, hatta üç kuşak boyunca komünist sistemin özüne ve ruhuna uygun yaşayama ve çalışmaya alışmış insanlardan da bir mucize bekleniyordu. Oysa, biliniyor ki, sadece karnını doyuracak, temel ihtiyaçlarını giderecek kadar çalışmaya alışmış; geride kalan zamanını votka içmekle geçirmiş Rus insanının bünyesi, çok çalışmaya dayalı kapitalist sistemi tabii ki kabul etmeyecekti. İnsanlarda geleceğe yönelik hiç bir umut, ideal bırakmayan; buna bağlı olarak da çalışma şevkini ortadan kaldıran bir sistemden çıkan Ruslardan beklenen mucize de gerçekleşmedi.
Üçüncü sebep, komünist sistemin mirası olan çökmüş ekonomik yapıydı. Milyonlarca metrekareye yayılmış bir ülke tek bir merkezden yönetilmeye çalışılmıştı. Batılı “rakip” ülkeler, bilgi ve iletişim teknolojilerinde büyük atılımlar yapıp, bu atılımlarını ekonomik kalkınmalarına yansıtırlarken, Sibirya’nın bilmem neresindeki kasabanın ihtiyaçlarını Moskova’da planlamaya devam eden Sovyet sistemi tabii ki çökmeye mahkumdu. Ama tortu halinde biriken sorunlar, aynen Gorbaçov Rusya’sına miras kalmıştı. Ve bu sorunları Perestroika politikası da çözemedi. Geçtiğimiz hafta Rusya’da yaşanan ve bütün dünyayı etkileyen krizin patlaması kaçınılmazdı ve korkulan oldu.
Şimdi Rusya’nın ne zaman çökeceğinin tahminleri yapılıyor; muhtemel senaryolar üretiliyor. Rusya’nın nasıl kurtulacağı üzerine öneriler getiriliyor. En çok da, Rusya’da bir halk hareketi sonrası şu anki Yeltsin yönetiminin devrileceği konuşuluyor. Yeltsin yönetimi devrildikten sonra ne olur, orasını Allah bilir.
Şu var ki Rusya’nın içine düştü bu kriz, dolaylı yoldan da olsa Türk ekonomisini olumsuz yönde etkileyeceği için, sevinilecek bir şey değil.
Ama gelin görün ki, Türkiye’de bir güruh var ki, neredeyse kına yakıp, göbek atacak. Bu güruhun kimlerden oluştuğunu hepiniz biliyorsunuz. Niçin Rusya krizine sevindiklerini de eminim tahmin edebiliyorsunuz.
Krizin hemen ertesi günü Cumhuriyet gazetesinin manşeti ilgimi çekmişti. Şöyle diyordu: “Rusya’da komünistler güçleniyor”. Bu manşetin ertesi günü ise, komünistlerin geri adım attıkları, bu kez, iç sayfada belirtiliyordu. Sanıyorum, hayal kırıklığına uğramışlardı.
Rusya’da komünistlerin güçlendiğini sekiz sütuna manşetten vermek, sizce hangi anlayışın ve mantığın ürünüdür? İçten içe, Rusya’da komünistlerin güçlenmesini, iktidara ele geçirmesini, tekrar eski planlamacı yapıya dönülmesini mi istiyorlar yoksa?
Bizdeki eski tüfekler, az kullanılmış tüfekler, yeni tüfekler hâlâ Sovyetler Birliği’nin nasıl olup da çöktüğünü anlamış değiller. Bunun şokunu üzerlerinden atabilmiş değiller. Hazmedebilmiş değiller...
Kıblesi Pekin olanlar bile, Çin’deki ufak çaplı serbest piyasa girişimlerine hoşgörüyle bakmayı becerdiler ama kıblesi Moskova olanlar bu konudaki bağnazlıklarından asla taviz vermediler. Çöreklendikleri yayın organlarında üstü kapalı da olsa, bu “inanç”larından kopmadıklarını vurguladılar durdular. Ama bazılarının haklarını yememek lazım. Bunlar “dinozorluk”larını itiraf edecek kadar cesur olup, bu başlıkla anılarını bile yazabiliyorlardı.
Rusya’da yapısal kriz başgösterdi; muhtemelen bu ülke tekrar komünistlerin eline de geçebilir. O zaman ne olur. İki şey olur: İlke, ülkemizdeki bazı tüfekler bunu “sosyalizmin zaferi” naralarıyla çala göbek kutlarlar. İkincisi de, eskiden sosyalist olup da dönemsel döneklikler gösterenlerden bazıları, potansiyel devrimcilik pazarından nasiplenmeye başlarlar. Bunun için de, şimdiden altyapıyı hazırlamaya başlarlar.
Hürriyet’te Yavuz Gökmen’in, dünya devrimleriyle ilgili müzik CD’sini almak için bir müzik markete girip, istediği CD’yi bulduktan sonra evine gidip nasıl huşu içinde bu CD’yi dinlediğini ve en çok da “1 Mayıs Marşı”nı beğendiğini ve hatta bu marşı oldum olası sevdiğini anlattığı makalesinin, yukarıdaki dönemsel döneklikle ve potansiyel devrimci pazarla ilgili paragrafımla bir ilgisi olmadığını hasseten belirtirim. Ben sadece, çok satan bir gazetenin köşe yazarının, müzik zevkini okuyucularına nasıl yansıttığını ve bunu okuyanların da bu makaleden ne kadar çok yararlanacağını, laf olsun diye vurgulamak istedim.