Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 
Medya ideolojisi

Emperyalizm lügatinde hepimizin bildiği bir söz vardır: "Böl, parçala, yut.." Bu söze, sistematik bir süreci ifade eder. Kademeli bir şekilde, amaçtan yola çıkılarak nihai hedefi vurgular. Hedef, yutmaktır...
Buna benzer hedeflere günlük hayat içinde çok defa şahit oluruz. Birileri çıkar, kendi amaçları doğrultusunda bir plan hazırlar ve bunu zamana yayarak hedefine ulaşmaya çalışır. Buradaki hedefler, yukarıda olduğu gibi "emperyalist" içerikli de olabilir; bir kapitalist için "ticari" içerikli olabilir; bir politikacı için de "siyasi" içerikli olabilir..
Şimdi gelin benzer bir çizgiyi, medyamız için uygulayalım. Kimsenin inkar edemeyeceği gerçeğin altını çizelim önce: Türkiye'de medya artık büyük bir güç haline gelmiştir; gündem belirlemekte; gündemi yönlendirmekte ya da gündemi yoketmektedir.
Basın-yayın-iletişim araçlarının belirli kişilerin elinde toplanmaya başlanmasıyla birlikte medyanın gündem belirleme fonksiyonu da "tek sesli" bir görünüm kazanmaya başladı. Bir kişinin (ya da kartelin) elinde gazete, dergi ve aynı zamanda televizyon varsa, bu üç iletişim aracı da, belirlenen gündem üzerinde yoğunlaşıyorlar. Akşam televizyonda izlediğiniz bir "yorum"un, ertesi gün aynı kartele ait gazetede "başyazı" olarak çıkması, bu konudaki en basit örnektir..
Tek partili dönemdeki gazetelerin izlediği yayın politikası ile çok partili döneme geçtikten sonraki gazetelerin izlediği yayın politikası birbirinden farklıdır. Çok partili hayata geçildikten sonra gazetelerin etkinliği artmıştır. Yeri gelmiş hükümetler devirebilmiş; yeri gelmiş kendi manipüle ettiği şekilde hükümetlerin kurulmasını sağlamıştır.
Medyanın 4. kuvvet olarak lanse edilmesi boşuna değildir. Kendisini "dört büyükler"in arasında gördüğü andan itibaren bu gücü kullanmaya başlayan medya, artık içinde bulunduğumuz günlerde, kendisinde gördüğü bu imtiyazın sınırlarını daha da aşar duruma gelmiştir.
Aniden patlak veren bir bunalımın hemen ertesinde başlayan "düğmeye kim bastı" tartışmalarını hatırlayın... Bu soru hep sorulur ve fakat bir türlü cevap bulunamaz.. İşin garibi, bu soruyu en çok soranların başında da "medya" gelir.. Kendisi sorar.. ve kendisi de cevap veremez.. Oysa, çoğu zaman düğmeye kendisi basıp gündem oluşturmuştur ya da basılan bir düğme varsa, parmağını uzatıp bu düğmenin basılı kalmaya devam etmesini sağlamıştır. Lakin bunu da hiç kabul etmezler; düğmeye basılma tabirini ve içeriğini hiç sevmezler; dolayısıyla bu husustaki fonksiyonlarını kabule yanaşmazlar.
Şimdi gelelim amaç-hedef çizgisine... Medyamızın tuhaf bir özelliği vardır; "ne yapsam doğrudur ya da ne yapsam meşrudur" şeklinde bir saplantıları vardır. Medyadaki bu " ne yapsam yenir" şımarıklığı, medyamızın özündeki otokontrol eksikliğinin ve çoğu zaman da bazı temel ilkelerin gözardı edilmesinin bir sonucudur..
Televizyonlarda "haber" ya da "reality" programlarında; gazetelerin ilk sayfalarında; dergilerin kapak konularında sık sık görmüyor muyuz, "haber alma" bahanesi altında insanların sorgusuz-sualsiz, araştırılıp-sorulmaksızın özel hayatlarının berhava edildiğine?
"Önce asalım, sonra yargılarız" sözü galiba en iyi bizim medyamıza adapte edilebilir.. Mesela, bir kişi ya da kurum hakkında bir gazete çıkan bir "haber", diğer yayın organları için "kesin doğru" kabul görür; ve bir anda o kişi ve kurum, medyanın topyekün kurduğu darağacında ipe çekilir... "Haber alma ve halka iletme özgürlüğü"nü kullanan medya, başka kişi ya da kurumların haklarına saygı duyma özgürlüğünü çoğu kez dikkate almaz..  Tekzip müessesesinin komik bir şekilde uygulandığı ülkemizde, önce ipi çekilen, sonra yargılanan ve yargılama sonunda da beraat eden kişi, boş yerine canlanmaya çalışır..
"Sanatçı"lar en güzel örneklerdir; medya önce bir yeniyetmeyi bulur, kanal kanal dolaştırır, sistematik bir süreç sonunda "ünlü" yaptığı bu "sanatçı"yı da sonra oturur bir güzel yer.. Ünlü yaparken de, oturup afiyetle yerken de bunun "haber"ini yapar... Böylece medyamız hiç gündem konusu sıkıntısı çekmez.. Varsa böyle bir sıkıntı, hiç merak etmeyin oturur kendi icat eder ve sonra da bunun parsasını toplar..
O hepimizin bildiği "tartışma" programlarını hatırlayın.. "Kavga istiyorum, raitingimiz böyle yükseliyor" mantığıyla televizyon stüdyolarına ne kadar gereksiz yaratık varsa toplayan bir zihniyet, sonra hasbelkader "popüler" olan bu gereksiz yaratıkları gündemin ilahına kurban verir..
"Üret, kullan, sonra posasını bir kenara bırak!" İşte medyamızın da amaç-hedef çizgisindeki stratejisi budur.. Politikada, sanatta, sporda.. ve daha birçok alanda bu böyledir.. Hatta medya kendi içinden bile bu tür "gündelik" kahramanlar, şöhretler yaratır; sonra da yine "haber", "sansasyon", "skandal" adına bu kurbanlarını oturur yer..
Peki ne olmalı? Bence, medyanın o kağıt üzerinde kalan ilkelerinin dışında, bir "ideoloji"si olmalıdır. İlkelere ihanet etmek ya da görmezden gelmek kolaydır; ama ideolojiye zor.. Hoş, şu an medyamızın köşe taşlarını, ideolojilerine bir zamanlar ihanet etmiş kişileri tutuyorsa da, yine de bu kişilerin bile ihanet etmekte zorlanacağı bir "medya ideolojisi"nin oluşturulması gerekiyor galiba.. Özünde ahlak, saygı, sorumluluk ve gerçekçilik yatan bir ideoloji, Türkiye'miz açısından her ne kadar "ütopya" gibi bir şey olsa da, en azından böyle bir ideolojinin gerekliliği üzerinde oturup tartışmamız icap ediyor diye düşünüyorum..

ilksayfa