Ciddi ama komik! Mizahı sever misiniz? Ben severim. İnsanları güldüren, neşelendiren, günün sıkıntı ve kaygılarından az da olsa uzaklaştıran her türlü mizah kırıntısından hoşlanırım. Bu bir fıkra olabilir; bir karikatür, bir skeç ya da film olabilir; sonuçta tebessümlü ya da kahkahalı, beni güldüren mizahi ürünlerden uzak kalmamaya çalışırım.
Ama bazen, mizahi ürünler bulamadığım zamanlar da olur; o zaman gazeteleri açar; günün olaylarına, haberlerine ya da siyasi demeçlere bakarım. Ne alakası var demeyin? Öyle oluyor ki, “ciddi” addedilen bazı haberler, olaylar ve demeçler, hakiki mizah ürünlerinden bile daha komik geliyor bana.. Güler misin, ağlar mısın derler ya, işte o türden “ciddi” haberler ararım gazete sütunlarında.. Bulmakta da hiç zorluk çekmem..
İşte bir tanesi: Fazilet Partili bir milletvekili deprem bölgesine gidiyor. Orada vatandaşlara yaptığı konuşmada prefabrik konutların “edeb”e aykırı olduğu şeklinde sözler sarfediyor. Kalabalık aileler için bu tek göz barınma yerlerinin uygun olmadığından dem vuruyor. Söyledikleri yanlış mı hayır? Tabii ki tek göz evler hiçbir aile için uygun değildir. Yanlış ve komik olan ne? Bu sözlerin yanlış zamanda ve yanlış yerde yapılmasıdır.
Kendileri meclis lojmanlarında rahat ve konforlu evlerde oturup da, gidip deprem bölgesinde, üstelik kar ve kış olanca hızıyla kapıya yaklaşmışken, ilk planda tek çare olarak yapılan prefabrike konutlar için böyle konuşma yapanların hem kendileri, hem de söyledikleri bana oldukça komik geliyor. Daha vatandaşların çoğu bu konutlara yerleşmemişken, bu konutların uygunsuzluğunu ileri sürüp zihin bulandırmaya çalışmak, olsa olsa, “maksat muhalefet olsun” mantığıyla hareket eden siyaset tacirlerine yakışan bir tavırdır. Zaten çoğu kış için elverişli olmayan çadırlarda, o yağmurun, karın, fırtınanın altında tir tir titreyen çocukları görmezden gelip, binbir zorlukla yapılan prefabrike konutları “şöyledir, böyledir” diye gözden düşürmeye çalışmak ve üstelik bunu bir “milletvekili” sıfatıyla yapmak, bana göre tam mizahtır.
***
Cezaevlerinde yaşanagelen olaylar da artık bana komedi dizisi gibi gelmeye başladı. Periyodik olarak ülke ekranına gelen absürd komedi filmleri gibi.. Aktörler aynı, figüranlar aynı, konu aynı ve sonu da aynı...
Artık cezaevi mi yoksa dinlenme ve eğitim kampı mı olduğu tartışa götürür bu mekanlarda sergilenen komiklikler, başı sonu belli “inek şabanlı” filmlere bile taş çıkartıyor...
Aşırı sol örgütler için birer akademi haline getirilen cezaevlerinde çıkartılan isyanları ve bu isyanlar sonucunda her seferinde neler elde ettiklerine alışmıştık. Bu kez sahneye İBDA-C örgütü çıktı. Metris Cezaevi’nde, arama yapmak isteyen görevlilere karşı çıkıp, bir kısmını yaralayan, bir kısmını da rehin alan örgüt üyeleri, bu eylemlerinin sonucunda isteklerini elde ettiler; isteklerini idareye kabul ettirdiler. Yetkililer her ne kadar “anlaşma” olmadı diyorlarsa da, eylemi yapan bu kişilere –her zaman olduğu- gibi istedikleri verildi.
Bu nasıl bir hukuk, yargı ve infaz anlayışıdır anlamak mümkün değil.. İster siyasi, ister adi, cezaevine ıslah için atılan suçlular, bırakın burada ıslah olmayı, suçun ve kanunsuzluğun içinde öncekinden daha beter hale gelmektedir. Parası olana özel koğuşların tahsis edildiği cezaevlerinde içeriye sokulması yasak her türlü madde bulunuyor; silahın her türlüsü mevcut. Mahkumlar canı sıkıldı mı eylem yapıyor, isyana kalkışıyor, olmadı koğuşları yakıyor, sonra da yetkililer geliyor, bunlar ne istiyorsa “tamam” diyor... Bundan ala komedi olur mu? Dünyanın hangi ülkesinde böyle bir şey var?
***
Bir başka mizah örneği, Cumhurbaşkanı ve YÖK’le ilgili.. Bir şahıs düşünün ki topyekün üniversite camiasınca tutulmuyor, beğenilmiyor hatta sevilmiyor; yine o şahıs ki, görev yaptığı üniversiteden ve ilden uzaklaştırılması için aleyhinde yüz bin imza toplanıyor. Bu şahıs bir şekilde YÖK’ün başına getiriliyor, üniversitelerin patronu oluyor; görev yaptığı süre içinde, gerek sözleri ve gerek uygulamaları ile hem üniversite camiasının, hem de milletin tepkilerini çekiyor. Görev süresi doldu, artık bu kişiden kurtuluyoruz derken, birde bakıyoruz, Cumhurbaşkanı Demirel, bu şahsı tekrar YÖK’ün başına getiriyor...
Vatandaş istemiyor, üniversite camiası istemiyor, siyasiler istemiyor, kısacası kimse istemiyor; ama bir tek kişi, yani Cumhurbaşkanı, bütün bu tarafların isteklerini gözardı ederek, bu istenmeyen şahsı ülkenin en önemli kurumlarından birinin başına getiriyor.. Cumhurbaşkanını halk seçsin diyen birinin, halkın ve halkın temsilcisi olan siyasilerin isteklerini dikkate almayıp, istenmeyen bir kişiyi tekrar seçmesi de bana biraz komik geldi.
***
Bir Mübarek Ramazan ayına daha nail olduk. Kavuşturana şükürler olsun. Her yıl coşkuyla karşıladığımız, huşu içinde yaşadığımız Ramazan ayı, bizim açımızdan bu yıl biraz farklı olacak. Yüzyılın felaketiyle karşı karşıya kalan ülkemizde, bu felaketten direkt etkilenen bölgelerde, inanılmaz ağır şartlarda yaşamak durumunda olan vatandaşlarımız var; eminim ki bu vatandaşlarımız bile, bu inanılmaz şartlara rağmen ibadetlerinden geri kalmayıp oruçlarını tutacaklardır. Millet olarak, toplum olarak bu sene biraz daha duyarlı olmak zorundayız. Yardımlarımızı ve ilgimizi bir kat daha fazla olarak devam ettirmeliyiz. Zengin vatandaşlarımızın ve işadamlarımızın, otellerde ya da şurda burda şatafatlı iftarlar vermek yerine deprem bölgesindeki vatandaşlarımıza yardım etmeleri gerektiğini hemen hemen herkes söylüyor. Ama buna rağmen, gazetelerde, televizyon ekranlarında böylesi magandalık örneklerine rastlayacağız emin olun. İşte, bu da benim açımdan tam bir mizah ürünü olacak..