Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 
"Benden sonrası tufan"

Başarının anahtarları nedir diye sorduğunuzda alacağınız cevap sayısı onlarca, yüzlerce olabilir. Başarılı olmanın bilmem kaç altın kuralı adıyla, başarı peşinde koşan kişilere yol göstermek amacıyla piyasaya sürülen sabun köpüğü kitaplarda, önünüze yüzlerce direktif çıkar. Şunları şunları yapın, ama bunları bunları yapmayın... O kitapları okuyup da, önerilen kuralları aklında tutan, sonra da yeri geldiğinde uygulayan kaç kişi vardır; ya da uyguladığında gerçekten işe yaramakta mıdır, bilmem.. Başarı konusunda benim bildiğim iki önemli altın kural vardır: İlki, bir konuda karar alacaksanız, bu kararınızda “gerçekçi” olacaksınız; burada ön plana çıkan “ihtiyaç”tır. İkincisi de aldığınız bu kararın arkasında duracaksınız; burada önemli olan da “istikrar”dır..
Türkiye’nin bugünkü ekonomik görünümü malum. Kimse halinden memnun değil. Dünyanın önde gelen kurumlarının yaptığı  “kalkınma potansiyeli yüksek ülkeler” listelerinde hep ön sıralarda olmamıza rağmen, gelir düzeyi, kalkınma  hızı gibi temel göstergelerde hep gerilerde yer alan bir ülkeyiz.  Mevcut imkanlarıyla ve kaynaklarıyla, şimdi olduğundan çok daha ileri seviyelerde olması gerektiği halde, yediden yetmişe herkesin karamsarlık havuzunda yüzdüğü bir ülke haline gelmemizin sebebi galiba tek bir kelimeyle açıklanabilir: Başarısızlık..
Bu başarısızlık tabii ki, ülke yönetiminde söz sahibi olup da, aldığı ve uyguladığı kararlarla, ülkenin bugünkü görünümünü kazanmasında etkili olanlara aittir. Tarihi siz belirleyin; ne zaman başladı, hangi dönemlerde dozunu arttırdı, sizin yorumunuza bağlı.. İster tek partili dönemden başlatın bu süreci, ister çok partili hayata geçtiğimiz 45’li yıllardan...
İki altın kuralımızın eşliğinde, bu başarısızlığın altını çizelim... Köklü ekonomik kararlar alınırken, ülkenin ihtiyaçları doğrultusunda gerçekçi olunmuş mudur? Gerçekçi veya değil, alınan kararların arkasında durulmuş mudur veya ne ölçüde durulmuştur? 
Cevap: Olumsuz... Sebep: Popülist politikalar..
Popülizmi, sosyal devlet ya da sosyal haklar gibi kavramlarla karıştıranlar, bu popülizm kelimesini kullandığımız için tepki gösterebilirler (ve tabii ki yanlış yaparlar)... Bir şeyi halk için yapmak başkadır; bir şeyi halk için  yapıyor olup da aslında halka zarar vermek başkadır. Türkiye’deki popülist politikaların uzun tarihinin özeti, bu ikinci cümlede saklıdır. Halk için yapılıp da, sonuçta halka “zarar” olarak dönmüştür popülist politikalar.. Kısa vadede şahıs ya da kurum olarak size de halka da birtakım menfaatler sağlar, sizin ekmeğinize yağ sürer; ama uzun vadede bunun zararını sadece ve sadece halk görür, vatandaş görür, daha da vahimi, ülke görür..
Çak partili dönemin başlaması, partilerin ortaya çıkması, seçimlerin yapılıp, sandığın vatandaşın önüne konduğu tarihlerden başlayıp, partilerin ve liderlerin seçim propagandalarını inceleyin... Buram buram “oy avcılığı” kokar.. Av için kullanılan “yem”lerin ya da “tuzak”ların büyük kısmı popülist vaatlerdir (Bir ev, bir araba: iki anahtar vaatlerini hatırlayın)... 
Seçimler önce bol keseden atılan vaatlerin büyük birkısmı yerine getirilemez; çünkü “gerçekçi” değildirler.. Hükümet olunduktan sonra bu vaatleri yerine getirememenin bahanelerini bulmak kolaydır ve vatandaş da ister istemez bunları yutar..
Asıl vahimi olan, halka vaat edilen ve yerine getirilenlerdir. Buradaki vahamet, bunların da “gerçekçi” olmayışıdır... Fırsatını bulup da, halka ve vatandaşa şirin görünmek için altına imza atılan bir karar, eğer gerçekçi temellere oturmuyorsa, dönüp dolaşıp yine vatandaşın başında patlar.. Mesela, aldığınız ve uyguladığınız bir karar vatandaşın kısa vadeli dertlerine çare buluyordur ama diyelim ki bu yaptığınız şirinlikten dolayı bütçede meydana gelen küçük bir açık, sonra daha da büyümekte ve vatandaşa “KİT zamları” olarak geri dönmektedir.. Seçimler yaklaşırken işbaşındaki hükümetin ücret zammı konusunda fazlaca bonkör davranışını, sonra da seçim sonrası işbaşına gelen hükümetin (ki bu önceki bonkör hükümet de olabilir) bu açığı kapatmak için ne gibi taklalar attığını gözlerinizin önüne getirin...
İkinci kuralımıza gelelim. Burada tersi bir durum söz konusudur. Diyelim ki, bir radikal karar aldınız. Her şeye rağmen, vatandaşın, halkın tepkilerine rağmen, hatta kendi menfaatleriniz aleyhine rağmen, ülke menfaati yönünde bir karar aldınız ve uygulamaya koydunuz. Eğer siz, herşeye rağmen aldığınız ve ülke menfaatine olduğuna inandığınız bu kararın arkasında durmaz iseniz; bir müddet sonra bu karardan vazgeçerseniz -amiyane bir tabirle tükürdüğünüzü yalarsanız- malum akıbet yine aynıdır: Başarısızlık...
Bu vazgeçiş eylemini illa ki o kararı alanın yapması gerekmez. Yani, o karar gerçekten ülke menfaati içinse, bir sonraki karar vericiler de aynı eylemi gerçekleştirirler.. Sonuç yine başarısızlıktır tabiiki.. Burada yine devreye popülist politikalar girer ve bir sonraki karar vericiler, “halk için” bir önceki uygulamayı rafa kaldırırlar... 
“Benden sonrası tufan” lafının had safhada revaçta olduğu tek yeryüzü ülkesi Türkiye’dir galiba.. Bir dönem daha fazla milletvekilliği yapmak; bir sonraki dönemde tekrar “iktidar” olmak uğruna popülist politikalar izlemek, bizim siyasi kültürümüzün başlıca göstergelerinden biri oldu ne yazık ki.. Bir araştırmacı çıkıp da, muhteris politikacıların böylesi çıkarlar uğruna, ülkenin ve vatandaşlarının aleyhine ne tür kararlar aldığını ortaya koysa ne güzel olurdu.. Böylece, Türkiye gündemindeki “sosyal güvenlik” yasa tasarısı, memur zamları, tahkim gibi konular hakkında daha sağlıklı gözlemler yapma imkanımız olurdu..

ilksayfa