Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 
Dinozorların çifte standardı

Gündem sıkıntısı çekmeyen ülkemizde geçen hafta iki önemli olay meydana geldi. İlki, Cumhuriyet gazetesi yazarı Ahmet Taner Kışlalı’nın, evinin önünde bombalı suikast sonucu öldürülmesiydi. Bu satırları yazdığım sırada henüz olay yeni meydana gelmişti ve teferruat yoktu. Olayı kimlerin, niçin yaptığı, niçin Kışlalı’nın hedef alındığı üzerinde somut bilgiler ya da deliller yoktu.
Bunlar belki yoktu ama bariz olan bir şey vardı: Terör.. Yani, bir “amaç” peşinde koştuğu sanan birisi ya da birileri; bu amaç için “kurban” seçilen bir hedef; bu hedefi ortadan kaldırmak için kullanılan bir “yöntem” (bombalı suikast) ve arzulanan “sonuç”, yani ölüm... Terörün bütün aktörleriyle kendini ortaya koyduğu bir eylem, Kışlalı’nın öldürülmesi.. Eğer hedef, diyelim ki, ülke gündemini değiştirmekse (ki bunun da bir sebebi olmalıdır), istenilen sağlandı ve gündem bir anda bu suikast üzerinde odaklandı.
Terörden ve bu tür suikastlerden epeyce çekmiş bir ülkenin insanlarıyız. Toplumda şöyle ya da böyle bir yerlere gelmiş, isim yapmış insanları yokederek, ortadan kaldırarak, bir “amaca” ulaşacağını zanneden kişi ya da grupların sergiledikleri şiddetten çokca mustarip olmuş bir toplumuz. 
Ölenin, öldürülenin, suikaste kurban gidenin kim olduğu, neci olduğu, hangi amaca hizmet ettiği, kişiliği önemli değildir ve olmamalıdır. Sonuçta terör bir insanlık suçudur; korunmasız, mağdur, masum insanlara yönelik namert ve kahpece bir saldırı yöntemidir. Hizmet ettiği “dava” her ne ise, o davanın meşruiyetini de yok eden bir propaganda aracıdır. Dolayısıyla mesele, terörizme külliyen karşı çıkıp çıkmamaktır; yoksa ölenin ya da öldürenin kim olduğuna bakıp çifte standart uygulamak değildir.. Şurası kesin ve inkar edilemez bir gerçek vardır; terörün pusulası yoktur; nerede ne zaman kimi bulacağı ve yok edeceği belli değildir.. Bugün A şahsıdır, yarın B, bir başka gün de siz..
Terörün her türlüsüne karşı biri olarak, Ahmet Taner Kışlalı’ya karşı yapılan terör eylemini de kınıyorum. Bu tür eylemlerin bir şekilde ülkedeki mevcut (beğenin ya da beğenmeyin) huzur ve güven ortamını bozmaya matuf  teşebbüsler olacağı endişesiyle, benzerlerinin olmamasını temenni ediyorum.
Geçen haftanın bir diğer olayı, Merve Kavakçı-Nuh Mete Yüksel ikilisinin sahne aldığı “tutuklama” macerasıydı. Meclis’e türbanıyla gelip gerilimi artıran ve yemin edemen dışarı çıkmak zorunda kalan (bu yemini edemediği için de hala milletvekili olup olmadığı tartışılan) Fazilet Partili Merve Kavakçı’yı tutuklamak için gece saatlerinde bizzat kendisi operasyona katılan DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel bir anda birçok kesimin tepkisine mazhar oldu.
Kavakçı’yı da  beğenir ya da beğenmezsiniz; yaptıklarına, söylediklerine, düşüncelerine katılır ya da katılmazsınız. Bu başka bir şeydir ama sonuçta bir “kadın” olan ve üstelik henüz milletvekili olmadığı kesinleşmemiş ve halkın oyuyla seçilmiş bir kişinin üzerine böylesi bir tavırla gidilmesi, anca bizim ülkemizdeki yetkililerin yapabileceği bir şeydi.
Nuh Mete Yüksel’in bu tavrı, Cumhurbaşkanı’ndan başlayarak bütün üst düzey şahıslarca kınandı; hoş karşılanmadı. Üstelik, Nuh Mete Yüksel hakkında soruşturma da başlatıldı. 
Bu meselenin bir tarafı. İlginç olan diğer kısımda ise malum dinozor takımı vardı. Bu dinozor takımı her zaman olduğu gibi çifte standartlarını ortaya koydular ve DGM savcısının hareketine destek çıktılar. Bunu da gazetelerinde “Hukuka, yargıya müdahale” türünden başlıklarla lanse ettiler.
Eh, evine gece yarısı baskın düzenlenen şahıs Merve Kavakçı olunca bu dinozor takımının “karşı” tarafı, yani bu tutuklama eyleminin kendisini ve düzenleyicisini savunmaktan başka çareleri olur mu? Tabii ki olmaz.. Öyleyse yaşasın ilkesizlik...
İdeolojik tandansları, siyasi görüşleri malum bu takım, gazetecisinden sivil toplum yetkilisine kadar her alanda hemen bir savunmak mekanizması geliştirdiler ve daha önce kınadıkları, eleştirdikleri yöntemi ve kişiyi savunmaya başladılar. Onları en çok kızdıran da, devletin bütün üst düzey yetkililerinin bu olayı kınamasıydı. Burada dinozor takımının şu ilginç savunma mekanizması devreye girdi hemen: “Bu kişiler niye, daha önceki haksız uygulamalarda seslerini çıkarmadılar ve kınamadılar?”
Bu takımın bu tür ilkesizliklerini çok gördük. Bundan sonra da göreceğiz. Kendi kafa yapısındaki insanlara benzer muamele yapılınca feryatları koparan, demediklerini bırakmayan bu takımın, kendi kafasından olmayan kişilere yapılan aynı harekete alkış tutması; bu hareketi kınayanlara da veryansın etmesi şaşırtıcı gelmesin kimseye. Kafaları belirli bir şablona göre düzenlenmiş ve at gözlüğüyle de desteklenmiş bu insanlar için tek doğru ve gerçek kendilerininkidir; diğerlerininki ise külliyen yanlıştır, yalandır...
İnsanların ideolojik görüşleri ve siyasi yönelimleri farklı olabilir ve bundan tabii başka bir şey yoktur. Ne var ki, bu yönelim, insanların bazı temel etik konularda da farklı farklı düşünmelerini ve tavır koymalarını gerektirmez. Temel doğrular ve ölçütler varsa, her kesimden insanın bu konuda ilkeli ve dürüst olması şarttır. Demokrasi, hukuk devleti, insan hakları gibi klişeleşmiş teraneleri öne sürerek edebiyat yapanların her şeyden önce bu kavramların özüne saygı göstererek, bu kavramların gereğini yerine getirmeleri gerekir.. Bizim malum dinozor solcularımızda böyle bir ahlaki yaklaşım maalesef yok ve bu gidişle de olacağa benzemiyor..

ilksayfa