Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 
Suçlu hepimiziz

İnsanın başına ne zaman nerede ne geleceği belli olmuyor. Doğal afet dediğimiz ve insanın önüne geçmesi mümkün olmayan olaylar sonucunda, arkasına sığındığımız ve biraz da tevekkül yardımıyla “hayat yine devam ediyor” limanına sığındığımız bir avuntu söz bu: Kaderden kaçılmaz..
Bu söz birçok sıkıntıyı, derdi, üzüntüyü, kederi ve hatta isyanı unutmamızı sağlıyor; doğru.. Lakin doğru olmayan, bu sözü buzlukta saklayıp, her afet sonrasında ısıtıp tekrar devreye sokmak ve bununla birlikte, yapılması mutlak gerekli şeyleri de gözardı etmektir. Aynı şiddetteki sarsıntıların Japonya’da niçin daha az can kaybına yol açarken, Türkiye’de binlerce insanın ölümüne ve haddi hesabı olmayan bir mal kaybına yol açtığı sorusuna cevap ararken, hala aynı limana sığınmaktır yanlış olan.. “Önce tedbir, sonra tevekkül” sözünü, tersinden yapmaktır yanlış olan.. Tedbir sonradan geliyorsa ve tedbirsizlikten dolayı can ve mal kaybı oluyorsa, hala aynı kadercilikte ısrardır yanlış olan..
Deprem önceden tespit edilemiyor. Bundan onlarca, yüzlerce yıl uzayda ne gibi değişiklikler olacağını; mesela güneşin ne zaman tutulacağını, bir kuyruklu yıldızın ne zaman dünyamızın yakınından geçeceğini, galakside ne zaman patlamalar olacağını önceden görüp tespit eden bilim, halihazırda yerin dibinden gelebilecek bir sarsıntıyı önceden göremiyor, tespit edemiyor..
Ne var ki aynı bilim (ya da bilimi bosverin, alelade bir sağduyu), insanın elinde olmayan felaketlerden daha az zararla çıkılabilmesi için nelerin yapılması gerektiğini önceden söylüyor; ortaya koyuyor... Mesela diyor ki, konutlarınızı ya da dev tesislerinizi fay hatları üzerinde kurmayın; yaptığınız konutlarda öngörülen ölçülere ve standartlara uyun; yerleşim birimleri fay hattı üzerindeyse önceden yapılmış konutlar için gerekli tedbirleri alın vs.
Yapılması gerekli olanlar yapılmıyorsa... Tedbirler önceden alınmıyorsa... Hadi onu da geçtik, bir felaket ihtimaline yönelik olarak, felaket sonrası yapılması gerekenler konusunda ön hazırlığınız yoksa... şimdi kalkıp buna “kader” mi dersiniz, “göz göre göre katliam”mı? Biraz acımasız ve hissi davranıp biz ikincisini tercih edelim ve bunu katliam olarak görelim ve ekleyelim: Bu katliamda sadece devlet değildir suçlu ve hatalı olan; bütün sivil toplum kuruluşları ve tek tek bütün bireyler, yani bizler de suçluyuz, hatalıyız, müsebbibiz...
Kağıt kartonlar gibi yıkılıp toz olan konutları yapan müteahhitler kadar, o konutlara “oturulur” izni veren teknik sorumlular, yetkililer kadar, kaçak ve sağlıksız yapılaşmaya izin veren kuruluşlar kadar; gerekli cezai yaptırımları uygulamayan devlet kadar; evet bütün bunlar kadar bizler de tek tek birey olarak suçlu ve hatalıyız.. Çünkü, bizler de, konumumuz, mevkimiz, statümüz, mesleğimiz ne olursa olsun, vaktinde yapılması gerekenler konusunda daha duyarlı, dikkatli ve sorumlu olmadığımız için suçluyuz, hatalıyız..
Her şey olup bittikten sonra ahkam kesmek bize has.. Sonradan konuşmak ve “olsaydı, bitseydi, yapılsaydı”larla akıldanelik yapmak, sonra da suçlu ve günah keçisi aramak, bulmak ve yargılamak bizim adetimiz.. Bu ülkede yaşanan her doğal afetin ardından yaptığımız gibi... Yarın bu müthiş felaket de unutulacak; her şey eskisi gibi olacak ve başka bir felaket sonrası, aynı plağı tekrar koyup dinleyeceğiz... Meclis’te görüşülen af yasa tasarısındaki, önceki felaketlerin sorumlusu müteahhitlere af getirilmesini öngören madde, deprem sonrası apar-topar geri alınıyor. Bu bizim, anlık olaylara anlık verdiğimiz tepkilere bir örnektir... Ya deprem olmasaydı? Bu tasarı kanunlaşsaydı? Geçmiş yıllarda onca canın yok olmasına yola çan müteahhitler affedilip de tekrar inşaat işine başlasalardı?
Düşünün ki bu güne kadar 11 kez imar affı çıkarılmış... Bu ne demektir? Bu, 11 kere cinayet demektir... Bu, sağlıksız konutlar yapanların ve ölüme davetiye çıkaranların 11 kez affedilmesi; o binaların yapıldığı yerlerin de olduğu gibi yerleşime açılması demektir... Öyleyse, vaktinde bu afları çıkaranlar kadar, bu aflara karşı çıkmayan ve belki de hiç umursamayan bizler de tek tek birey olarak suçlu değil miyiz?
Ahmet Vefik Alp kent uzmanı ve söylediği çok doğru: “Bu felaket üzücü ama biz hak ettik”... Bir felaketi hak etmek demek, o felaketin birer müsebbibi de biziz demektir.. Devlet yaraları sarar! Tabii ki sarar, şimdiye kadar da hep sardı.. Ama niçin devletimiz felaket sonrası yaraları saracağına, bu yaraların ortaya çıkmaması için ilk müdahaleyi zamanında yapmaz? Dün Erzincan, Dinar, Adana... Bugün Marmara... Yarın? Türkiye’nin daha kaç bölgesi, ili, ilçesi var ve buraların hepsi de benzer felaketlere ve acılara gebe.. Allah korusun, benzer felaketler yarın başka bölgelerimizde olursa, büyüklerimiz çıkıp yine “Devlet yaraları sarar” diyecek.. 
Adapazarı’nda, bir sitedeki 6 blok olduğu gibi çöküyor... Bu bloklara yapan müteahhit de bir sene önce bir dergiye, bu evleri vatandaşa ucuza satmak için ucuz malzeme kullandığını söylüyor... yani, bu insafsız ve vicdansız “müteahhit”, potansiyel katliamını önceden ifşa ediyor, cinayetler serisinin haberini önceden haber veriyor... ve ne devlet yetkilileri ve kurumlar bunu dikkate alıyorlar, ne de oradan “ucuz” ev aldığını sanan vatandaşlar...
Çok şiddetli depremin yine de ucuz atlatıldığını söylüyor bazı uzmanlar.. Doğru olabilir ve bunun için de şükredebiliriz.. Ama söz konusu tek bir “can” ise eğer, çok çok daha ucuz da atlatabilirdik biz bu felaketi.. Tedbirsizliğimizin, uzakgörüşsüzlüğümüzün, popülist ve günübirlik politikalarımızın, “ateş düştüğü yeri yakar” deyip şahsi boşvermişliğimizin sayesinde nice canları kaybettik, nice ocaklar söndü, nice servetler heba oldu...
Önce tedbir, sonra tevekkül... 
Bütün Türkiye’yi derinden etkileyen afette ölenlere Allah’tan rahmet, geride kalanlarına ve Türk milletine başsağlığı ve sabır diliyorum... 

ilksayfa