Üniversite-Ülkücüler-MHP Üniversitelerde yeni öğretim yılı başlıyor. Yüzbinlerce öğrenci bu yıl ilk kez üniversiteyle tanışacak. Her yıl olduğu gibi bu yıl da üniversitelerimizi ve gençlerimizi türlü sıkıntılar bekliyor. Eğitim-öğretim ya da fiziki imkanlar konusundaki sıkıntılar malum. Ama ben, bir başka önemli sıkıntıdan söz etmek istiyorum.
Son yıllarda üniversitelerde meydana gelen “öğrenci olayları”nı biliyoruz. Gitgide palazlanan ve her geçen yıl daha da ivmesi ve çapı artan bu olayların arkaplanında neler yattığını da biliyoruz.
Üniversite gençliği, yaşı ve ruhsal durumu itibariyle dinamik bir gençliktir. Heyecanlarına, duygularına ve sinirlerine çok kolay yenik düşebilen, buna bağlı olarak da çok kolay fevri hareketlere yönelebilen bir gençliktir.
Ülke ve toplum sorunlarına karşı sorumluluk duyan ve bu sorunlara kendince ya da gönül verdiği ideoloji doğrultusunca çözümler getirmeye çalışan bir üniversite gençliğine hoşgörüyle bakabiliriz ve bakmalıyız. Sonuçta, geleceğin yönetiminde onlar söz sahibi olacaklar, karar verici makamları onlar işgal edeceklerdir. Ülke ve toplum sorunlarına duyarlı olmaları, onların potansiyel “suçlu” oldukları anlamına gelmez. Aksine, onların sorumluluk sahibi olduklarını gösterir.
Ne var ki, bu sorumluluğa sahip olup da, bunun gereğini demokratik platformlarda getirmeye çalışan gençlerimizin sayısı çok azdır. Bir ideolojiye gönül vermek ve bunu dile getirmek başkadır; bu ideoloji adına şiddet gösterilerine bulaşmak başkadır. Başka bir deyişle, kendini ifade etmek ya da ideolojisinin haklılığını ortaya koymak için şiddet gösterilerine yönelmek, bugünkü üniversite gençliğimizin müzmin hastalığıdır.
Üniversitelerde olayları çıkartanlar ve olaya doğrudan katılanların sayıları, üniversite gençliğinin toplam sayısı içinde oldukça azdır. Ama ne yazık ki, bu azınlık bir üniversitenin huzurunu ve eğitim ortamını bozabilmektedir.
Sovyetlerin ve ardından komünist sistemin çökmesiyle büyük bir bunalıma giren aşırı sol örgütlerin, son yıllarda tekrar kendilerini bulma ve kendilerini gösterme uğraşları içinde olduğunu görüyoruz. Bu örgütler, yeni başlayan öğrencilerden başlayarak, kendilerine sempatizan bulmaya ve bunları da ufak çaplı gösterilere katarak kemikleştirmeye çalışmaktadırlar. Bunda da başarılı olmaktadırlar.
Bu örgütler, her şeyden önce propaganda yapmaya, sempatizan bulmaya, kendilerini göstermeye mecburdurlar. Dolayısıyla olaylara, gösterilere, çatışmalara ihtiyaçları vardır. Bu çatışmalar için karşılarında bir güç olması gerekir. Bu güç zaman zaman polis, zaman zaman da Ülkücü gençler olmaktadır.
İşte burada Ülkücü gençlik dikkatli ve uyanık olmalı, aşırı sol görgütlerin bu oyununa gelmemelidir. Ülkücü gençliğin, onlar gibi kendilerini göstermeye ihtiyaçları yoktur. Sempatizan bulmak için suni çatışma ortamları yaratmaya ihtiyaçları yoktur ve olmamalıdır. Öyleyse, Ülkücüler akıllıca hareket ederek, aşırı sol örgütlerin ekmeğine yağ sürecek olaylardan kaçınmalıdır. Onların tahriklerine, provokasyonlarına, yemlerine kapılmamalıdır.
Ülkücülerin hiç kimseye kendilerini ispatlama kompleksi yoktur. Hele hele, aşırı sol örgütlerle çatışmalara girerek kendi varlıklarını ispatlamaya ihtiyaçları hiç yoktur. Bu bir pasifizm değildir, bu korkaklık, nemelazımcılık değildir. Bu, Ülkücü gençliğin, kendisine yakışan, kendisinden beklenen, geleceği düşünerek yapması icap eden bir davranıştır. Tahrikler sonucu çıkan olayların kimlere, ne şekilde faydası olduğunu artık bilmeli ve ona göre davranmalıdır Ülkücüler...
Ama şunu da özellikle vurgulamak isterim: Ülkücü şereflidir, onurludur, gururludur. Haksızlığa tahammül edemez. Yeri geldiğinde kendini savunur, yeri geldiğinde hakedene hakettiği cevabı verir.
Ülkücü gençlik üniversitelerde önce okumayı, bilim sahibi olmayı düşünmelidir. Sosyal faaliyetlerde etkin olmayı düşünmelidir. Eğer amaç ideolojik mücadele ise bunun farklı platformlarda da yapılabileceğini bilmelidir.
Gelelim asıl meseleye: Yakın bir zamanda erken genel seçimler olacak. Bu seçimlere fazla bir süre kalmadı. Bu seçimlerde Milliyetçi Hareket Partisi oy patlaması yapacak ve büyük ihtimalle de iktidarın ortaklarından biri olacak. Bu bir hayal değil, temenni de değil. Bu, bir gerçek. Ülkenin şu an ki siyasi görünümünün ve kamuoyu yoklamalarının ortaya koyduğu bir gerçek.
MHP’nin bu seçimlerden güçlü çıkmasını elbette istiyoruz. Ama istemek yeterli değildir. Gereği neyse o yapılmalıdır. Bu gereklerden biri de Ülkücü gençlerin, üzerlerine düşen görevleri yapmalarıdır. Üniversiteli Ülkücü gençlerimizin bu noktada dikkatli ve uyanık olması gerekiyor. Bilinçli hareket etmeleri gerekiyor.
MHP’nin yükselişinden korkanlar var ve bunlar MHP’nin bu yükselişinin önüne geçebilmek için fırsat kolluyorlar. Onlara bu fırsatı vermemeliyiz. Üniversitelerde, aşırı sol örgütlerin veya başka mihrakların provokasyonları sonucu çıkacak olaylara Ülkücülerin katılması olumsuz sonuçlar doğuracaktır. MHP’nin başarısızlığı için çalışanlara böyle bir fırsat ve imkan vermeyelim.
Ülkücü gençlik kendini kavgayla, sopayla, çatışmayla göstermek zorunda değildir, buna da ihtiyacı yoktur. Ülkücü gençlik, ülke ve dünya gerçekleri doğrultusunda kendini zihnen yetiştirerek kendini göstermelidir. Bu hem Milliyetçi-Ülkücü camia için, hem de Türkiye’nin kazancı olacaktır.