Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 
Bazıları asla değişmez

Yargıtay Başkanı Sami Selçuk’un adli yılın açılışı töreninde yaptığı konuşmanın üzerinden iki hafta geçmiş olmasına rağmen, yaptığı etki ve beraberinde getirdiği tartışmalar hızını kesmedi. Marmara’yı sarsan depremin ardından önce Sağlık Bakanı Osman Durmuş, sonra Genelkurmay Başkanı Kıvrıkoğlu, daha sonra da Sami Selçuk’u köşelerine konu malzemesi yapan “aydın”larımız da böylece eteklerindeki taşları dökme fırsatını buldu.
Meğerse ne kadar çok etek ve ne kadar çok dökülecek taş varmış? Meğerse ne kadar çok Anayasa, hukuk uzmanı varmış? Meğerse ne kadar 12 Eylül aşığı varmış?
Sami Selçuk’un konuşmasındaki “teknik” konular üzerinde fikir yürütemem; çünkü bu konuda bilgi sahibi değilim. O, bu konunun uzmanlarının işi. Onlar yorumlarlar, tefsir ederler, bizim anlayacağımız şekle getirirler, biz de oturur okuruz ve anlamaya çalışırız.. Ama gelin görün ki, medyamızın her telde konuşlanmayı ve konuşmayı seven “aydın” köşe yazarları, teknik konularda dahi ne kadar uzman olduklarını ortaya koymaktan çekinmediler. Bu pişkinliklerinin sonucu yaptıkları teknik hatalar, yanlışlıklar ve değerlendirmeleri ise sadece bu konunun uzmanları tarafından farkediliyordu; kendilerini okuyan vatandaşın kafası ise çoktan istendik yönde karıştırılmış; hedefe varılmış oluyordu.
Teknik konulara girmeye cesareti olmayanlar da bu misyondan geri kalmak istemediler; onlar da şekil üzerinde yoğunlaştılar, kavramlara ve referans isimlere takıldılar; bunlardan yola çıkarak hedefe vasıl olmaya çalıştılar. Hatta bazıları Sami Selçuk’un özgeçmişinden, seçeresinden, daha önce yazılarının çıktığı dergilerden medet ummaya çalıştı. Amaç, hedef belli olunca, bu amaca ulaşmak için her türlü aracın meşru olması normaldi..
Başka ortamlarda, normal şartlarda “vay be ne güzel konuşma.. aynen altına imza atarım” diyebilecek “aydın”ların bile nasıl olup da inanılmaz ve anlaşılmaz bir tavırla böylesine tepki göstermelerinin bir tek açıklaması olabilir: Selçuk’un “laiklik” üzerine söyledikleri...
Ben bu konuda da fikir belirtmek istemiyorum; ayrıntılı ve ayrı bir tartışma konusu... Benim kafama takılan husus, bazı dinozorların Selçuk”un “laiklik-laikçilik” konusundaki söylediklerine takılı kalıp, bu sözleri olumsuzlama adına, daha başka şeylere sahip çıkmalarıdır; çıkmak zorunda kalmalarıdır...
Selçuk’un “Bu Anayasa meşru değildir” sözüne karşı çıkmak başkadır; bu söze karşı çıkmak adına 12 Eylül Anayasası’na sahip çıkmak ya da onu savunmak başkadır... Beni hayretler içinde bırakan da bu oldu: Vakti zamanında, çalakalem “bu Anayasa 12 Eylül ürünüdür, mutlaka değişmelidir” diyen kalemşörlerin, Selçuk’un konuşması sonrasında bu Anayasa’ya –sanki kendisi de Anayasa komisyonunda görev almışcasına- sahip çıkması..
17 yaşındaki Erdal Eren adlı genç idam edildi diye –ihtilalin sıcak günlerinde değil de, çok çok sonraları- 12 Eylül’ün mimarlarına demediklerini bırakmayan; bu mimarların yönlendirmesinde yapılan Anayasa’nın da ne kadar antidemokratik olduğunu her fırsatta diline dolayanların; salt Selçuk’un “Türkiye’de laiklik yerine laikçilik var” lafına muhalefet olsun diye, yine onun “değişmeli, meşru değil” dediği Anayasa’ya böylesine sahiplenmeleri benim değil ama bu Anayasa’nın mimarlarının gözlerini yaşartmıştır... 
Birileri aslında biraz zahmete girip, bu anlı-şanlı kalemşörlerin vaktinde bu Anayasa için neler dediklerini; bu Anayasa’yı dikte ettiren kişiler hakkında neler söylediklerini bulup ortaya koymalı ve sonra da Selçuk’un konuşması ardından köşelerinde yazdıklarıyla karşılaştırmalı.. İkiyüzlülüğün, ilkesizliğin, pişkinliğin ve kişiliksizliğin hangi boyutlara geldiği böylece daha açık bir şekilde ortaya çıkardı.. 
Şurası gerçek: Velevki Sami Selçuk konuşmasında laiklik konusuna değinmeseydi ya da “Türkiye’de irtica tehlikesi vardır” şeklinde tek bir cümle etseydi, bu muhterem kalemşörler Selçuk’u yere göğe sığdıramazlar ve hatta çeşitli Batılı ödüllere aday bile gösterirlerdi.. Ve yine inanın, köşelerinde söyleyecekleri de, Selçuk’un konuşmasının hemen ardından söylediklerinin yüzde yüz tersi olurdu..
Türkiye’de demokrasinin, düşünce özgürlüğünün, düşündüğünü söyleme özgürlüğünün olmadığını her daim vurgulayan, bununla da yetinmeyip durmaksızın Türkiye’yi Batılı kuruluşlara jurnal eden bu tayfanın, Yargıtay Başkanı’nın düşündüklerini böylesine rahatça  dile getirmesi karşısında duydukları rahatsızlığa ve gösterdikleri tepkiye aslında pek şaşırmamak lazım.. Çünkü sonuçta, bu ülkede her şeyi onlar iyi bilirler; onların düşündüklerinin tersinde bir şey söylenmesi ne mümkün; buna tevessül edenlerin ne haddine...
Demokrasi olacaksa sadece onlar için olmalı; onların ölçütlerine göre olmalı... Konuşma özgürlüğü olacaksa yine bunun nasıl olacağını ve sınırlarını onlar belirlemeli.. Öyle ya, onlar bu vatanın hasbehas, özbeöz yurtsever evlatları; diğerleri da düşmanları... Onların inandıkları hakiki inanç; diğerlerinin ki bağnazlık.. Onların ideolojisi tek tabanca, diğerlerinki gericilik, şovenizm..
Sami Selçuk’un konuşmasında şahsen katılmadığım, katı bulduğum yerler de var... Ama hepsi bir kenara, “daha fazla demokrasi, daha fazla hürriyet” istediği ve mevcut Anayasa’nın acilen değiştirilmesi gerektiği yönündeki görüşlerine katılıyor ve destekliyorum...
Ve bir kenara da not alıyorum; bugün Sami Selçuk’un “anayasa” konusundaki görüşlerini yerden yere vuranlar, göreceksiniz yarın bir başka vesile olduğunda, bugünkü söylediklerinin tam aksi görüşler ileri sürüp Selçuk’la aynı çizgiye gelecekler.. Çünkü bu ülkede hala kafasında at gözlüğü olup, dünyayı kendilerinin etrafında döndüğünü sanan kendini beğenmiş pişkin ikiyüzlüler var.. Ve onlar, değişen ve ilerleyen bir dünyada, değişen ve ilerleyen bir Türkiye istemiyorlar; çünkü, böyle bir dünyaya ve Türkiye’ye uyum sağlayamayacaklarını iyi biliyorlar.. tek bildikleri de bu...

ilksayfa