Kimlere "kahraman" denir? Sinemayı severim. Fırsat buldukça sinemaya gider, “film sinemada izlenir” düsturundan hareketle, filmin tadına vara vara “eğlenirim”. Sinema benim için bir “eğlence” aracıdır. İki saat süresince sıkılmadan, oflamadan, puflamadan seyrettiğim ve çıkış ışıkları yandığında “geldiğime değmiş” dediğim bir film, bana göre iyi filmdir. Birinci kriterim budur.
İkinci kriterim de sağlamdır. Kafa yapısını bildiğim türden insanlar (ya da eleştirmenler), bir film hakkında olumsuz değerlendirmelerde bulunuyorlarsa, eminim ki o film görülmeye değerdir. Bu zat-ı muhteremler, bir filme “iş yok” damgasını vururlarken iki şeye dikkat ederler: İlki, o film “sanatsal kaygı”lar taşıyor mu? İkincisi de, o film kendi ideolojileriyle uyuşuyor mu?
“Popülist sinema” yanlısı biri olarak, eleştirmenlerin “sanatsal kaygılar” nedeniyle bir filmi olumsuzlaması beni iplemiyor. Fakat, bazı aydın geçinen kişilerin, kendi ideolojik kafa yapılarına uymayan filmleri beğenmemeleri ve bunu da köşelerinde deklare etmeleri söz konusu olunca, aynı duyarsızlığı gösteremiyorum.
İşte bunlardan biri de Radikal’in köşe yazarı Hasan Bülent Kahraman. “Spilberg’i kurtaramamak” başlıklı yazısında “Er Ryan’ı Kurtarmak” filmini “eleştiren” Kahraman, bakın neler diyor: “Bu film, aslında söylendiği gibi görkemli bir savaş filmi olmanın çok ötesinde, popüler kültürün tüm ikonlarını kullanan, onlara yaslanmış, tümüyle ideolojik bir filmdir ve bu nedenle de körlemesine övgüden ziyade dikkatli bir incelemeyi gerektirmektedir(...) Popüler kültür, en başarılı örnekleri de dahil olmak üzere, temel olarak ideolojik bir kültürdür(...) Popüler kültür izleyicisinin eleştirel bir bilinç getirmesini, yapıtı sorgulamasını, onunla arasına bir uzaklık koymasını istemez, yapıtı da izleyeni de bir değişmezlik noktasında tutar”.
Aslında kelime oyunlarından hoşlanmam ama dokunmadan geçemeyeceğim: Sayın Kahraman önce bu filmin hem popüler kültür ürünü ideolojik bir film olduğunu ve dikkatle incelenmesi gerektiğini söylüyor ama ardından “popüler kültür izleyicinin eleştirel bir bilinç getirmesini, yapıtı sorgulamasını istemez” diyor. Sayın Kahraman, öyleyse -kendisine tahsis edilen köşesinde- bu filme niçin “eleştirel bilinç” getiriyor ve “yapıtı sorguluyor”? Popüler kültürün ürünü diyerek küçümsediği ve olumsuzladığı bir film hakkında nasıl oluyor da ideolojik “yorumsama”larda bulunuyor?
Gelelim diğer söylediklerine: “Teknolojik olanakları sonuna kadar kullanmakla ve onu da satışın bir yan öğesi haline getirmekle başlayan serüven aslında savaş kavramının yerleşik bilinç ve bellekteki kalıplaşmış kavramlarını öne itmekten başka bir şey yapmamaktadır (...) film sonuç itibariyle onu şiddet ve milliyetçilik noktalarında hapsetmektedir. Bu anlayışın ‘vatan için ölmek gerekir’den başka bir özelliğinin olamayacağı ise açıktır”.
Kahraman’ın, “Spielberg’in bugüne kadar yaptığı filmlerin en kötüsü” olarak nitelediği filme hangi gözlükle baktığınızı anladınız sanırım. Filmin sinematografik özelliklerini, kurgusunu, hareketliliğini, ses ve görsel efektlerini, oyuncuların performansını (ki bunlar da yazara göre ideolojinin parçasıymış) bir kenara bırakıp, sadece ve sadece filmin içeriğine bakıp, “Spielberg’in en kötü filmi” yargısına varabilmek için, bir insanın ya sinemadan hiç anlamıyor olması gerekir, ya da o filmin “içeriği”nin, o kişinin kafa yapısına uymaması gerekir. Bana göre, Kahraman için bu ikisi de geçerli...
Bu filmi seyretmeyen okuyucular için, yukarıda söylenenler bir anlam ifade etmeyebilir. Filmin kabaca konusu şu: Normandiya çıkarmasına katılan bir time, Alman saflarına inen bir paraşütçü eri kurtarmaları emri verilir. Bu erin diğer üç kardeşi de diğer cephelerde ölmüştür. Yetkililer, sonuncu çocuğu kurtarıp, evine göndermek isterler. Sonuçta timdekilerin çoğu ölür ama er Ryan kurtarılır.
Filmde şiddet, evet vardır. Hem de olabildiğince acımasız ve dehşetengiz şekilde. Ama, filmin konusu savaş ise, şiddetin olmadığı bir savaş filmini Kahraman seyretmiş mi?
Milliyetçilik, evet o da vardır. Vatan için ölmek, evet o da vardır. Kahraman’ı rahatsız eden de bu. Bir savaş filminde bunların ötesinde daha başka ne olabilirdi bilmiyorum. Spielberg ya da diğer yönetmenler, bir savaş filmi çekip de milliyetçiliği ya da vatan için ölme eylemini eleştiriyor olsalardı, sanıyorum ki bu film Kahraman için “en iyi film” övgüsünü hakedecekti.
Mesela, bizim Kıbrıs Barış Harekatı’yla ilgili bir film çekilecek olsaydı ve bunu da yine aynı teknolojik imkanlar eşliğinde Spielberg çekseydi; Girne sahillerine yapılan çıkarma esnasındaki dehşet aynı şekilde yansıtılsaydı; o çıkarmaya katılan bir askeri time benzer bir görev verilseydi vs.vs... Sayın Kahraman yine aynı şekilde, kendisine tahsis edilen köşesinde, “vatan için ölmek gerekir” anlayışını sorgulayabilir miydi? Sanmıyorum... Belki kafasında aynı düşünceler olacaktı, ama bunu köşesinde yazamayacaktı...
Sayın Hasan Bülent Kahraman’a iki soruyla yazımı bitirmek istiyorum:
1. Bu filmi Oliver Stone çekseydi ve milliyetçilik ve vatan için ölmek kavramlarını sorgulasaydı, filmi beğenir miydi, beğenmez miydi?
2. Şu an üzerinde yaşadığımız topraklar için -geçmişte ya da bugün- canlarını feda edenler hakkında neler düşünüyor?
3. “Kahraman” soyadının anlamını ve kimlere bu sıfatın verildiğini biliyor mu?