Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 
"Müslüman"ın Müslüman'a ettiği

Video görüntülerini seyrettikten sonra bir Bakanın “böylesini daha önce görmedim” dediği; diğer seyredenlerin de daha fazla dayanamayıp videoyu kapattırdığı Hizbullah vahşeti, sadece gizli ceset çukurlarını değil, çok daha önemli bazı gerçekleri de gün yüzüne çıkardı. 
Hizbullah tarafından öldürülen imamın cenazesindeki görüntüye bakıyorum. Cenaze törenindeki kadınların hepsi tesettürlü; belli ki hepsi de dindar insanlar; dini bütün ve inanmış insanlar. Kaybettikleri imamın cenazesinin başında ağlıyorlar ve ağıt yakıyorlar. İmamın çocuğu da babasının tabutun başında feryat ediyor, kendini parçalıyor. Hazin, üzücü ve o kadar da insanın sinirlerini deforme edici görüntüler.. Bu görüntüler içinde yer alan o inanmış insanların eminim ki kafalarında hep şu sorular vardı: Bu tabutun içindeki insan Müslüman değil mi? Bırakın müslüman olmayı, bir din görevlisi, imam değil mi? Bu imamı öldürenler kim? Hizbullah! Peki kendisine “Allah’ın partisi” sıfatını yakıştıran bu örgüt de Müslüman değil mi? Şeriat için Allah için, din için mücadele etmiyor mu? Peki öyleyse, bu din için cihat ilan ettiğini söyleyen örgüt niçin Müslümanları katlediyor? Niçin bir imamı vahşice öldürüyor? Öldürmenin ötesinde, bu kadar işkenceyi, vahşeti nasıl uyguluyor?
“İslam’da, müslümanlıkta, şeriatta böyle şey yoktur” deyip kestirmeden Hizbullah’ı “tek suçlu” gibi gösteren; bununla da kalmayıp, bu örgütün menşeini ve sorumluluğunu başka mecralara monte etmeye çalışan malum dini kesimler bile, bu örgütün vahşeti karşısında apışıp kaldılar. Sanki bu örgütün ya da diğer benzeri oluşumların palazlanmasında kendilerinin hiç sorumluluğu ve payları yokmuşcasına “vur abalıya” taktiğine sarılmaları hiç de şaşırtıcı gelmedi; çünkü bu taktikleri bugüne kadar çok defa sahneye koydular.
İktidarda iken bu örgütün varlığından haberdar iseler niçin üzerine gitmediler? Çok sayıda yayın organına sahipken ve ellerine “gizli” bilgiler ulaşmışken niçin bunları kamuoyuna yansıtmadılar? Bunun başlıca cevabı acaba “ne de olsa İslami bir örgüt.. olsun da çamurdan olsun” yaklaşımı olabilir mi? Bence olur.. Çünkü “takiye” gibi çok önemli bir müesseseyi sulandıran, gerçek özünden uzaklaştıran ve adeta Makyavelist bir mantıkla ambalajlayıp ikide bir piyasaya süren aynı zihniyet değil midir? Aynı zihniyet “bu ülkenin yasalarını tanımıyorum” deyip mahkemeye bile çıkmayan ve bulunduğu cezaevini de hücreevi haline getiren İBDA-C örgütü için de benzer yaklaşımı sergilemedi mi?
Elma da armut da meyvedir mantığıyla ikisini toplamaya çalışan; ama bunu yaparken de torbadaki çürük elma ya da armutları da görmezden gelen bir zihniyet bu.. Bu garip toplama işleminin sonucu belki kendi şahsi çıkarlarına artı olarak geçmektedir ama “İslamiyet”e hizmet söz konusu olduğunda sonuç eksi olmaktadır. Başka bir deyişle, bu ülkedeki İslamiyet’e, “laik” dedikleri kişilerden çok kendileri zarar vermektedirler ve bunun da farkında değiller..
Örgüt tarafından öldürülen insanların önemli bir kısmının “dindar, İslamcı” olmaları, ülkedeki bütün inanmış insanları aynı soruyla karşı karşıya getirdi: Niçin? Bu soru belki öldürülen imamın eşi, çocuğu, yakınları ya da cenazeye katılan herkes tarafından uzun yıllar boyunca sorulacak ama bu soruya kendilerine “İslamcı” payesi veren kesimlerde zor cevap bulacak gibi.. Hizbullah olgusunu, İslam tarihindeki sapkınlık örnekleriyle özdeşleştirmeye çalışmaları ise, geç kalmış bir torbadaki çürük meyveyi çıkarma gayretinden başka bir şey değil..
Yeri gelince “milliyetçilik kimsenin tekelinde değildir” deyip göstermelik milliyetçi yapan; ama söz konunusu Müslümanlık olunca da bu konuda kargadan başka kuş tanımayan; başka bir ifadeyle Müslümanlığı kendi tekellerine alan bir zihniyettir asıl İslamiyet’e zarar veren..
Hizbullah’a karşı girilen operasyonları, “yeni bir 28 Şubat süreci başlatmak için fırsat yaratılıyor” türünden komplekslerle nitelendiren bu zihniyet; eğer böyle bir şey olacaksa bile bunun müsebbinin kendileri olduğunun idrakine varamıyor.. Çünkü sonuçta, Hizbullah ya da benzeri terör örgütlerinin faaliyetlerini zamanında kınamammış hatta yeri gelmiş hoşgörmüş, teşvik etmişlerdir; Oysa işte görülüyor ki, adı “Allah’ın partisi” olan, şeriat için mücadele ettiğini söyleyen, mezar taşlarına bile cihat sloganları yazan bu örgüt, hiç ama hiç İslamlıkla, Müslümanlıkla, Şeriatla ilgisi olmayan eylemler yapıyor; tüyleri diken diken eden vahşet uyguluyor; en basiti ise, “cihat” müessesesini “kafir”lere değil de, bizzat dindar insanlara karşı yürütüyor.. İşte buyrun size “Müslüman” bir örgüt!
Hizbullah örgütünün nasıl türediği, kimlerin türettiği, hangi amaçlar için kullanıldığı, kimleri niçin öldürdüğü, öldürülen kişilerin zararlı olup olmadıkları vs. gibi sorular ve cevaplar beni ilgilendirmiyor; verilecek cevapların hiçbiri de asla ve kata bu örgütün meşruiyetini ya da eylemlerini bana mazur gösteremez.. Açılan çukurlar, çukurdan çıkan cesetler ve o kurbanları öldürmeden önce reva görülen işkenceler bu örgütün ve o örgüt üyesi mahlukatların ne oldukların yeterince ortaya koyuyor zaten.. Herkesin ilk tepkisi şu oluyor: “Bunları yapan Müslüman olamaz!”.. Oysa ilk tepki şu olmalı: “Bunlar insan olamaz!”.. Çünkü sadece Müslümanlık değil, irili ufaklı bütün dinler bu tür bir vahşeti yasaklıyor; men ediyor..

ilksayfa