Enayi aranıyor Bir arkadaşımın “al da oku!” diye elime tutuşturduğu “Ankara Sanayi Odası” antetli mektup (aslında, içeriğine bakıp buna belge de diyebiliriz), Türkiye’mizin “kalkınma” alanındaki hali pür melalini acı ama bir o kadar da gerçek bir şekilde ortaya koyuyordu.
Ankara Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Zafer Çağlayan’ın, üst düzey yetlililere gönderdiği bu yazı, önce, Türkiye’nin bir an evvel kalkınması, bozulan dengelerin düzeltilmesi, insanların hakettiği gelir seviyeni kavuşması, işsizliğin azaltılması için “yatırım, üretim ve ihracat”ın ne denli önemli olduğu konusuna değiniyor; sonra da “Enayi Aranıyor....” başlıklı bir mektupla bitiyor..
Bu mektubu aynen sizlere aktaracağım; ama önce, Çağlayan’ın şu sözlerine de yer vermeliyim: “... bu mektup, yaşadığı olumsuzluklar karşısında canı yanmış bir sanayicinin feryadının ifadesidir, kendisinin “bir enayi aranıyor” hitabını ben “bir vatansever aranıyor” diye değiştirmeyi uygun buluyorum. Mektup herşeyi çok açık anlatıyor ama biz yine vatanseverliğe devam edeceğiz”..
İşte, canı yanmış bir sanayicinin “Enayi Aranıyor” mektubu..
“Sermayesini bankaya yatırıp, gül gibi geçinmek varken;
Onlarca-yüzlerce kişi çalıştırıp, verdiği maaşla hergün kendisine küfür ettirecek ve bunu sineye çekecek,
Kazanmadığı halde vergi ödeyecek,
Haftada birkaç defa Maliye, SSK, Belediye Çevre Sağlığı, Çalışma Müdürlüğü vs. Gibi burnundan kıl aldırmayan denetleyicilere, sahtekar, hırsız, vatan haini olmadığını anlatmaya çalışacak,
TL olarak sattığı malı USD olarak geri alacak, ödeyemediği vergi, SSK gibi borçlarını aylık % 15 faizle ödeyecek,
Bu kadar çabadan sonra; hala kazanamadığını gördüğünde yatırımını yetersiz görüp, büyütmek için bankaların ve tefecilerin kucağına düştüğünde sesi çıkmayacak,
Eve gittiğinde ertesi günkü ödemeleri hangi figürlerle anlatmaya çalışacağını düşünürken; karısının ve çocuklarının istekleri karşısında hala sinirlenmeden olur diyebilecek,
Bunca tecrübeden ders almadan, hala çocuklarına iyi bir eğitim vermeye çalışarak; ülkenin kurtuluşunun yine üretimde olduğunu empoze etmeye çalışarak vatana millete yararlı evlatlar yetiştirmeye çalışacak,
En büyüğünden en küçüğüne kadar; herkesin devleti talan ettiği bir dönemde, haksız kazancın haram olduğunu çalışacak, dürüstlüğün erdemlerinden söz ederken vereceği örneğii olmadığı için sıkıntıya düşecek
Bir enayi aranmaktadır.....”
Bir sanayicinin ironi gibi görülebilecek bu feryad ü figan dolu bu mektubu, gerçekte günümüz Türkiye’sinin içler acısını oldukça sarih bir şekilde ortaya koyuyor..
Bir ülkenin kalkınması, o ülkede yapılan yatırımlar doğru orantılıdır. Yatırım olmazsa üretim olmaz, üretim olmazsa ihracat yapamazsınız; üretemezseniz bu kez talebi karşılamak için ithalata yönelirsiniz; bu da dışa döviz çıkışı demektir, borçlanma demektir. Yatırım olmazsa istihdam da olmaz; işssizlik artar, gelir seviyesi düşer, gelir dengesizliği ortaya çıkar.. Ve şu an aklıma gelmeyen daha bir çok olumsuzluklar...
Yukarıda mektubun her satırı aslında “niçin yatırım” yok sorusuna bir cevap niteliğinde.. Bu satırlardaki şartları yerine getirip de yatırım yapacak bir müteşebbisin ancak “enayi” biri olabileceği vurgulanıyor.. Belki bu sıfat kimilerimize itici gelecektir; ama şu anki konjonktürde ne yazık ki, hakikatin kendisi de bu..
Başka bir açıdan bakarak “niçin yatırım yapılmıyor” sorusuna cevap arayalım. Böylece bu “enayi” sıfatının niçin kullanıldığı belki daha iyi ortaya çıkar..
Geçtiğimiz haftalarda Borsa’da bir “Kara Cuma” yaşandı. IMF’le yapılan görüşmelerin bitiminde ortaya atılan spekülasyonlar, Borsa’da deprem yarattığı; günlük düşüşler ve yükselişler sonucu bazı simsarlar köşeyi dönerken, bazıları da büyük ölçü de para kaybetti..
Yatırım’la Borsa’nın ne ilgisi var? Çok ilgisi var.. Artık, elinde sıcak para olan ve kısa zamanda parasına para katmak isteyenler Borsa’ya yöneliyorlar. Borsa’daki kağıtlara oynayarak “daha çok” kazanmak, artık cazip hale geldi. Günlük üç haneli trilyonlara yaklaşan hacmiyle Borsa, kısa ve kolay yoldan köşeyi dönmek isteyenlerin gözdesi haline geldi..
Yatırım yoluyla ticaret yapmayı düşünenler, yukarıda mektupta yer alan sıkıntılarla karşı karşıya kalırlarken, paradan para kazanmak, şimdi “genç”, “yeni jenerasyon” işadamlarının daha çok işine geliyor.. Bir zamlanlar yastık altındaki servetten bahsediliyordu; şimdi yüksek banka faizlerinden, rantlardan, spekülatörlerden, borsa kağıtlarından bahsediliyor.. Yastık altındaki servetin ülke kalkınmasına ne kadar faydası varsa, aynı şekilde sadece paradan para kazanmaya yönelik bu son moda girişimlerin de o kadar faydası var...
Paradan para kazanmaya çalışanlara olduğu kadar, gerçek yatırım peşinde koşanların da benzer kolaylıklardan faydalanmasını sağlamadığımız sürece, sanıyorum ki daha bir çok sanayici yukarıdakine benzer mektuplar yazmaya devam edecekler...